#edipcansever'den
"Benim yüzüm budur sanıyorum, Çirkin mi diyorum, değil korkulu. Tarife göre bir atımlık tedirgin, Gününe göre azıcık anlaşılmaz. Geceye sorarsanız bir yere yolcu..."
Şiir
Sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin; Sana kâfir dediler, diş biledim Hakka bile. Topladın saçtığı altınları yüzlerce elin, Kahpelendin de garaz bağladım ahlâka bile. Sana çirkin demedim ben, sana kâfir demedim; Bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin. Yaşadın beş sene gönlümde, misafir demedim; Bu firar aklına nerden, ne zaman esti senin? Zülfünün yay gibi kuvetti çelik tellerine Takılan gönlüm asırlarca peşinden gidecek, Sen bir âhû gibi dağdan dağa kaçsan da yine Seni aşkım canavarlar gibi tâkip edecek! Faruk Nafiz Çamlıbel /Firari
Edebiyat
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
KAPAK FİKRİ OLAN VAR MI?
Şunu kullanıp kitap kapağı yapılır mı çok mu çirkin ?
Bir zamanlar senin çirkinliklerin bile Güzeldi Şimdi güzelliklerin bile çirkin.
Alıntı
Yeşilçam’da Bir Prekarya Devrimi: Yılmaz Güney Sinemasının Sosyolojik ve Estetik Dönüşümü Türk sinema tarihinin en özgün kırılma noktası, sinemayı bir rüya fabrikası olmaktan çıkarıp toplumsal gerçekliğin aynası haline getiren Yılmaz Güney’in varoluş mücadelesidir. Adana’nın Yenice köyünde, topraksız bir amele ailesinin çocuğu olarak doğan, pamuk tarlalarında büyüyen ve film kutuları taşıyan bir çocuk işçiliğinden gelen Güney, sinema sektörüne en alttan, güvencesiz işçi sınıfının, yani prekaryanın tam kalbinden dahil olmuştur. Bu sınıfsal köken ve köksüzlük hali, onun sinemasal dehasının en büyük yakıtı olmuş ve Yeşilçam’ın geleneksel yapısını kökten sarsacak bir ekolün doğmasını sağlamıştır. Yılmaz Güney’in kariyeri, sinema tarihindeki yerini sağlamlaştıran iki temel evreden oluşur. İlk evre, kitlelerin hafızasına kazınan Çirkin Kral dönemidir. Bu dönemde imza attığı yüze yakın popüler macera filmi, genellikle sanatsal veya ideolojik sineması kadar ön plana çıkarılmaz. Ancak aktör Kadir İnanır’ın da vurguladığı gibi, Güney bu ticari filmler sayesinde halkla sarsılmaz bir bağ kurmuştur. Mevcut düzeni doğrudan yok etmek yerine, o düzenin sırtına binip sistemi içeriden parçalama metodunu seçmiş; Yeşilçam’ın formüllerini ve dağıtım mekanizmalarını çok iyi öğrenerek, sistemi yine sistemin kendi seyircisi ve finansal gücüyle dönüştürmeyi başarmıştır. Dönemin kabadayılık, feodal bağlar ve entelektüel çevrelerin iç içe geçtiği ortak sosyal zemininde varlık gösteren diğer aktörler jön sisteminin sınırları içinde kalırken, Güney bu ilişkileri radikal bir siyasi ve sanatsal manifestoya dönüştürmüştür. Bu sınıfsal meydan okuma, Yeşilçam’ın yerleşik estetik standartlarını da alaşağı etmiştir. Güney’e kadar sinemanın başrol tanımı Batılı, kentli ve pürüzsüz jön kalıplarına
Sinema