Bizim güneşe ve ateşe ait olan gibi ışık diye isimlendirdiğimiz şey, zatı gereği görülen bir anlamdır. Zira bu ışık niteliğini taşıyan bir cirmle göz arasında hava ve su gibi bir şey bulunursa o cirm, örneğin duvarın ihtiyaç duyduğu bir şeyin varlığına ihtiyaç duymaksızın zorunlu olarak görülür. Duvarın olduğu gibi görülmesinde ise kendisiyle göz arasında bulunan hava, su vb. şeylerin varlığı yeterli olmaz, aksine duvar bizim nur olarak isimlendirdiğimiz şeyin kendisini kaplamış olmasına ihtiyaç duyar ki bu durumda görülebilsin.Duvarla karşılaştığında ve onunla kendisi arasında, ışık yayan şeyin nuru alana etkisini engelleme özelliği olmayan hava ve su gibi -ki bunlar yardım eder ve perdelemez- bir cisim bulunduğunda bu nur, ışıklı cisimden doğan bir etki olur.
Vedalaşmam gereken bir andaydım
Seni uğurlamam gereken bir andaydım
Seninle son kez yan yana olacağım bir andaydım
Lakin ne yazık ki zamanın geldiğini anlayamadım
Lakin ne yazık ki senin bir daha geri gelmeyeceğini anlayamadım
Sen gittin öylece evimden
Ben sonrasında yalnızca haberini aldım
O evin içinde sensizlikle baş başa kaldım
Son bir veda isterdi bu kalbim
Son bir bakış
Son bir sarılış
Son bir şey yalnızca
Ama ben şimdi kaçırdığım anın pişmanlığıyla
Kafamda dönüp duran o sahnenin acısıyla
Sadece kahroluyorum.
-Cirmle-
"Sen yüzlerce sayfalık bir kitap içinde herhangi bir sayfadaki sade bir cümleydin. Lakin ben o koca kitabı binlerce kez okumama rağmen hep o cümlede duraksadım."
Nasıl olur da bir başka insanı içinde hissedebilirdi? Onu gördüğü an, sahip olduğunu sandığı bütün organlarının aslında ne kadar bağımsız ve başına buyruk olduklarını bir kez daha anlıyordu.
Saudade
Özlediğim kadın
Derinden hissettiğim hüzün
Anlamıyorsun eksikliğimi
Ruhum aşkınla bir bütün
Saudade
Sev beni
Sana hasret kaldığım günlerin hatrına
Hiç bırakmayacakmış gibi
Kollarına sar beni
İsmin hep aynı kalsın ama
Sen acı verme bana
Yalvarırım özletme kendini