Kambur ve çirkin bir erkeğin memnun ve mesut bir hovarda hayatı geçirmesinde başarılı olması ancak parayla mümkün olur. Çünkü her kapıya uyar diye tarif edilen altın anahtar, koynunda yaşadığı insanlara da sevimlilik getirir. O madende kana sıcaklık, yüze tatlılık veren bir haysiyet vardır. Alimlerin yükselemediği kucaklarda, cahillerin uzanıp yatması ceplerindeki altın yüzündendir..
Bektaşilik tarikatında selamlaşmada, baş parmaklarını karşılaştırmak ve birbirlerine dokundurmak şarttır. Bu tarikatta nasibin kapanmaması için kaşıklar sofraya yüz üstü konulmaz. Kapıların eşiğine basılmaz. Çünkü ilim beldesinin kapısı Ali'dir. Kapının bir kanadı Hüseyin, bir kanadı Hasan'dır. Üst eşik Muhammed, alt eşik Fatma'dır. Bunlara yani Hazreti Muhammed ile kızı Fatma'dan, damadı Ali'den ve onun oğulları Hasan'la Hüseyin'den kutsi kümeye Ali Aba denirdi ve Bektaşilikte esas onlara sonsuz bir bağlılık göstermekti. On iki imam da bilindiği gibi yine Ali nebiden ibaretti..
Deniz, ona oldukça mükemmel bir arkadaştı. Kamarasında kirli yatağında, geminin burnuna çarpan dalgaların uğultsunu dinler, onları uykusunda bile duyardı. Zaten bunaltmadan uzun uzun anlatmasını bilen yegane geveze, denizdir. Ömürlerinin dörtte üçünü denizde geçiren ihtiyarların arasında bile, suların sesini sıkıcı bulan, bu sesten bunalan birine tesadüf edilmemiştir..