Kitabın anlatmak istediği şeyi tamamen ıskaladığınızı düşünüyorum. Zaten Anthony Burgess bizi irite eden, karanlık, çirkin ve rahatsız edici bir dünya kurmayı amaçlıyor. Alex’in yaptığı şeylerin savunulacak hiçbir tarafı yok, zaten ne yazar savunuyor, ne de ben savunuyorum. Kitabın iyilikleri anlatıp, okuru mest etmek gibi bir amacı da yok. Tam tersine rahatsız etmwyi amaçlıyor. Zaten rahatsız olmuyorsanız problem vardır. Kitap kötülük güzellemesi de yapmıyor. Eleştirinizdeki en büyük eksik kitabı sadece Alex’in eylemeri üzerinden değerlendirmeniz, ana fikri tamamen atlamışsınız. Kitapta şiddet ve ahlaksızlık var çünkü insanların doğası tertemiz değil. Devletin Alex’e uyguladığı tedavi onu iyi biri yapmıyor, onu seçim yapamaz hâle getiriyor. Fakat iyilik kişi seçtiğijde anlamlı olur. Ana fikir tam olarak burada, zorla iyi yapılan bir insan mı daha değerli, kötülüğü kendi seçen mi? Aslında bu çok ağır bir felsefi tartışma ve kitabın “modern klasik” olma sebebi de bu. Dil konusuna gelirsek argo ve iğrenç bir üslup var. Zaten Alex’in dünyası temiz, saygılı bir üslupla anlatılsaydı, o karakterin zihnine giremeyeceğimizi düşünüyorum. Hem rahatsızlık hissi kaybolmasa da büyük ölçüde azalırdı. Yani karakterler ve olaylar kadar dil de hikâyenin bir parçası. Son olarak, kitabın kişiye bir şey katmayacağını düşünmeniz çok yanlış. “Özgür irade nedir, Ahlak zorla öğretilir mi, İyi insan nedir?” gibi soruları sormanızı sağlıyor. Beğenmeyebilirsiniz, çok normal ve zaten zevkinize de karışamam ancak bir eserin değerini ölçmek için ne anlatmaya çalıştığını da anlamak gerekir. Ayrıca günümüzde Alex gibi sapkın insanlara rastlamak çok olası, dünya iyi bir yer değil.