Gençken taşıdığımız onca albeni büyüdükçe nereye kayboldu?Altından saçlarımız ne sebeple soldu,yıldızlı kocaman gözlerimiz ne ara sönüp bu iki umutsuz deliğe dönüştü?sihir ne zaman bitti?Onca neşe,onca parıltı,onca ışık nereye gitti,hiç anlamıyorum.
Bir de satranç oyunu benzetmesi vardır;.oyun sürdükçe ,her taşın görevi ayrıdır,bellidir;oyun bittiğinde hepsi bir arada,karmakarışık halde bir torbaya sokulur;tıpkı ölülerin mezara tıkıldığı gibi
Devleri öldürerek gururu öldürmeliyiz;cömertlik ve yüce gönüllülükle haseti ;serinkanlılık ve ruh huzuruyla öfkeyi;az yeyip çok uyanık kalarak oburluk ve uykuyu;irademizi tabi kıldığımız sevgiliye olan sadakatimizle ,sefahat ve şehveti;dünyanın dört bir yanını dolaşıp bizi hem Hristiyan ,hem iyi şövalye yapacak imkanlar arayarak tembelliği öldürmeliyiz.