Bu yeni dönemde Cumhurbaşkanlığı makamı, 1923 sonrası fiili konumuna benzer biçimde fakat bu defa Anayasa ile devletin yapılandırılmaya çalışıldığı nihai kurum mevkii haline gelmişti. Evren'in bu konuda, "Devleti. .. Dernekler Kanunu'na tabi önemsiz kurum konumuna indir geyemeyiz. Devlet Başkanlığı, sembolik bir konuma dönüştürelemez" beyanı dikkat çekicidir. Bu nedenle 1982 Anayasası'nın 105. Maddesi ile Cumhurbaşkanının resmen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı merciilerine başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. Söz konusu Anayasa, cumhurbaşkanına parlamenter rejimlerde rastlanmayan yetkiler verdi. Anayasa'nın, 103. maddesi gereğince, cumhurbaşkanı, ülkenin güvenliğinden ve bağımsızlığından, vatan ve milletin bölünmez bütünlüğünden, milletin kayıtsız şartsız egemenliğinden, hukukun üstünlüğünden, demokrasiden, laik Cumhuriyet'in Atatürk ilkeleri ve inkılapları rehberliğindeki yönetiminden, insan hakları ve kamu refahından sorumlu tutuldu. Cumhurbaşkanına, ayrıca, yasama ve yürüt ma alanında bazı geniş yetkiler verildi. Cumhurbaşkanı şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçen yasaları veto edebilir, Meclisin önerdiği anayasa değişikliklerini referanduma sunabilir ve Anayasa Mahkemesine başvurmak suretiyle, Meclisin kabul ettiği kanunların, Bakanlar Kurulu'nun kabul ettiği kararnamelerin, hatta Meclisin iç yönetmeliklerinin Anayasa'ya uygun olup olmadığını sorgulayabilirdi. Anayasanın 104. maddesi gereğince, cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesini isteyebilirdi. Başbakanı atardı. Hem Bakanlar Kurulunu hem de Milli Güvenlik Kurulunu toplantıya çağırabilirdi. Ayrıca, Genel Kurmay Başkanını ve çeşitli yüksek mahkemelerin üyeleri dahil olmak üzere üst düzey bürokratları atama yetkisi vardı.