Ödünç alınan birçok kelimenin, proto-dil döneminden çok sonraları Hint-Avrupa'nın çocukları olan kardeş diller aracılığıyla yayıldığı biliniyor; bunun son örnekleri coffe [kahve] (Türkçe üzerinden Arapçadan geçmiştir) ile tobacco [tütün] (Karibceden geçmiştir). Bu nesneleri adlandıran sözcükler farklı Hint-Avrupa dillerinde kulağa benzer gelirler ve anlamları da aynıdır ama çok az dilbilimci bunların çok eskiden miras alınmış sözcükler olduğunu düşünma hatasına düşecektir. Çünkü bunların fonetikleri Hint-Avrupalı değildir ve yan dallardaki biçimleri de miras alınan köklerden beklenecek unsurları yansıtmaz. Coffee gibi terimler önemli bir kirlenme kaynağı değildir.
I take a drink of my coffe and close my eyes and cry because life can be so fucking cruel and hard,and I've wanted to quit living it so many times,but then moments like these remind me that happiness isn't some permanent thing we're akl trying to achieve in life,it's merely a thing that shows up every now and then,sometimes in tiny doses that are just substantial enough to keep us going.
"Aslında valla sen işini bildikten sonra, kahve fincanının içinde de tasarım yapar, ürününü satarsın, markanı yaratır, dönersin köşeyi" demek istiyorum ama bizde yazıları İngilizce yazıp, cümleyi okurken uzaklara bakınca insanlar daha çok etkileniyor."
50'Lİ YILLARIN ORTALARINDA, BİRKAÇ YEREL İŞLETMECİNİN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ GİRİŞİMLER, KENTİN BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ VE AYKIRI SİMALARININ BİRBİRİNE YAKIN NOKTALARDA TOPLANMALARINI SAĞLADI.
COFFE-HOUSE DEDİĞİMİZ VE GÜNÜMÜZDE TÜKETİMİN “TAKE-AWAY" KALELERİNE DÖNÜŞEN ANLIK UĞRAK MEKANLARI, ÇOK DA UZAK OLMAYAN BİR GEÇMİŞTE, ZAMANIN RASYONALIZE EDİLMESİNE KARŞI DURAN, İŞE GİTMEYİ REDDEDEREK AYLAKLIĞIN DEVRİMSEL BÜYÜSÜNE KAPILAN VE GERİ DÖNÜLECEK BİR EV DÜŞÜNCESİNİ TAMAMEN REDDEDEN İNSANLARIN KONTROLÜNDEYDİ. JIM MORRISON O DÖNEM YAPTIĞI VE ARKASINDA BIRAKTIĞI, BUGÜN THE DOORS İLE SEVİMLİLEŞTİRİLEN AMA ASLINDA DEHŞETENGİZ BOYUTLARA VARAN TÜM MİRASINI TAM DA BU YAPIYA BORÇLUDUR.