Altı Harfli Bir Tatlı / Şermin Yaşar
Puan vermedi·248 syf.··
2026 35. kitabı
Şermin Yaşar’ın kalemini uzun zamandır merak ediyordum ve bu romanla tanışmış oldum. İlk dikkatimi çeken şey, yazarın yalın ve gösterişsiz anlatımıydı. Öyle bir dili var ki okurken kendinizi bir köy bahçesinde, karakterlerin karşısına oturmuş da hikâyelerini bizzat onlardan dinliyormuş gibi hissediyorsunuz. Roman boyunca en çok dikkatimi çeken noktalardan biri, karakterlerin siyah ya da beyaz olarak çizilmemiş olmasıydı. Şermin Yaşar, kahramanlarını aklamaya çalışmıyor; onları tüm kusurları, eksiklikleri ve kırgınlıklarıyla okurun karşısına çıkarıyor. Bu yüzden bazı anlarda karakterlere üzülürken, bazı anlarda onlara kızıyor; hatta yer yer yaşadıklarıyla yüzleşmelerinin kaçınılmaz olduğunu düşünüyorsunuz. Bu grilik hissi, romanı benim gözümde daha gerçek ve etkileyici kıldı. Selime Teyze ise okurken en çok zorlandığım karakter oldu. Kocasını kaybettikten sonra kendi yasına öylesine gömülmüş ki çocuklarının yalnızlığını, ihtiyaçlarını ve kırgınlıklarını göremez hâle gelmiş. Roman boyunca Selime’den çok onun çocuklarına üzüldüm. Özellikle Yıldız’ın hikâyesi yüreğime dokundu. Küçük yaşta babasını kaybettikten sonra, annesini de manevi olarak yitirmiş bir çocuğun yalnızlığı çok gerçek ve çok acıydı. Tüm zorluklara rağmen okuyup doktor olması ise onun adına sevindiğim nadir anlardan biri oldu. Bir diğer yaralı hikâye ise Meltem’inkiydi. Daha bebekken annesi tarafından terk edilen, hayatı boyunca anne-baba eksikliğiyle büyüyen Meltem’in sevgi arayışı içimi burktu. Evliliğinde de aradığı sıcaklığı bulamaması, ait olma ihtiyacını sürekli içinde taşıması karakterini benim için daha da dokunaklı hâle getirdi. Romanın sonunda, babaannesinin tarif defterinden çıkan ve dedesinin bulmacadaki “altı harfli bir tatlı” sorusuna verdiği “Meltem” cevabı ise kitabın en güzel anlarından
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,7bin okunma
8/10
·85 syf.··
2026 66. kitabı
Zezé’yi Şeker Portakalı’nda o minicik, kalbi kırık çocuk haliyle sevmiştik ya hani... Güneşi Uyandıralım’da da ergenliğinin o deli hırçınlığına ortak olmuştuk. İşte Delifişek’te artık karşımızda koskoca bir yetişkin var. Onu büyürken izlemek gerçekten çok tuhaf bir duygu; sanki mahalleden çok yakın bir çocukluk arkadaşının büyümesini, hayata atılmasını izlemek gibi. Kitaba başlarken içimi kaplayan o eski, tanıdık sıcaklık, sayfaları çevirdikçe yerini biraz hüzünlü bir olgunluğa bıraktı açıkçası. Zezé artık on dokuz yaşında bir genç adam. İçindeki o ele avuca sığmaz, hayalperest çocuk tamamen gitmemiş tabii, adı üzerinde, hâlâ tam bir delifişek. Özgürlüğün peşinden gidiyor, delice aşık oluyor, hatalar yapıyor, hayatı hep uçlarda, rüzgâra karşı yaşıyor. Ama o dışarıdan görünen fırtınalı kabuğun altında, küçüklüğünden beri ruhuna işleyen o yalnızlık ve anlaşılma özlemi hiç değişmemiş. Beni bu kitapta en çok sarsan şey de bu oldu galiba. O büyük olaylardan, gürültülü sahnelerden ziyade, bir insanın büyüme sancısını, o kendi içindeki sessiz çelişkilerini o kadar içten anlatmış ki yazar... Zezé’nin koruyucu babasıyla yaşadığı o çatışmaları, hayata tutunma çabasını okurken Vasconcelos’un o yumuşacık kalemi yine kalbinize dokunuyor. Hüznü öyle bir anlatıyor ki, canınızı yakmıyor da içinizde bir yerleri ısıtıyor sanki. Kitap bittiğinde üzerimde hem bir hafiflik hem de sevdiğim birine veda etmenin verdiği o tatlı melankoli kaldı. Zezé’nin hikayesi bitti belki ama o yaralı, sevgi dolu çocuk her zaman bizimle bir yerlerde yaşayacak gibi hissettiriyor. Eğer yolunuz buralara kadar düştüyse, onun bu son vedasını eksik bırakmamak gerek. İnsanın kendi gençliğine, o kendi içindeki fırtınalara sarılması gibi bir şey bu kitap.
1000Kitap
DelifişekJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 202133,7bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İslamda nikah yoluyla seks;helaldir,teşvik edilmiştirve sevaptır
10/10
·768 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
Cinsellik, insan için yalnızca biyolojik bir üreme mekanizması ya da basit bir bedensel deşarj yöntemi değildir; fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal esenliği bütünüyle tamamlayan çok boyutlu, fıtri bir varoluş alanıdır --- Doğru yaşandığında cinsellik, doğanın insana sunduğu en güçlü haz, arınma ve şifa kaynağıdır. Uyarılma ve orgazm anında beyindeki 30'dan fazla bölge aynı anda aktive olur. Beyin adeta kendi doğal eczanesini devreye sokarak dopamin (coşku ve motivasyon), oksitosin (bağlanma ve sevgi), endorfin (doğal ağrı kesici ve huzur) ve serotonin (mutluluk ve tatmin) hormonlarını muazzam bir nörokimyasal şölenle kana karıştırır. Cinselliği bu derece harika ve tatmin edici bir lezzete dönüştürür --- İslam dini, cinsel doyumun ve hazzın sadece erkeğin değil, kadının da en doğal hakkı olduğunu savunur. Peygamberimiz (s.a.v.), eşlerin birbirini hazırlamadan, oynaşmadan ve cilveleşmeden "hayvanlar veya kuşlar gibi" doğrudan ilişkiye girmesini yasaklamış; öpüşme, dokunma ve tatlı sözlerle yapılacak ön sevişmeyi sünnet olarak hayatımıza katmıştır. İlişki esnasında acele edilmemesi, kadının da tatmin olmasının beklenmesi ve birleşmeden sonra hemen çekilmeyip bir süre ten tene kalınması (son sevişme) tavsiye edilmiştir. (Not: Yorum AI tarafından yapıldı, istem ve kaynakları ben verdim, dileyene detaylı olarak bilgi verebilirim)
Cinsellik
Evlilik ve Cinsel HayatAsım Uysal · Uysal Yayınevi · 200291 okunma
9/10
·416 syf.··
2026 54. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2026 10:56
Elizabeth Zott’u okurken insan ister istemez şunu düşünüyor: Bir kadının zeki ve başarılı olma ihtimali neden insanları rahatsız ediyor? Bir Kimya Meselesi ilk bakışta mizahi, akıcı ve sıcak bir roman gibi duruyor ama altında epey tanıdık bir öfke var. 1950’li ve 60’lı yıllarda, kadınlardan evde oturması, çocuk bakması, yemek yapması ve mümkünse fazla soru sormaması beklenirken Elizabeth Zott laboratuvarda var olmaya çalışan bir kimyager. Üstelik sadece “çalışan bir kadın” değil; ne istediğini bilen, zekâsını saklamayan, güzelliğinin aklının önüne geçirilmesine boyun eğmeyen bir kadın. Romanın en sevdiğim tarafı, Elizabeth’in hayata da kimya gibi bakması oldu. Net, ölçülü, kanıt isteyen, boş lafa pek tahammülü olmayan bir karakter. Calvin Evans’la ilişkisi, anneliği, işyerinde uğradığı ayrımcılık ve sonra kendini bir yemek programının içinde bulması… Bütün bunlar ilk bakışta hayatın onu başka bir yere savurması gibi görünüyor ama Elizabeth girdiği her yeri kendi üslubuyla dönüştürüyor. Yemek programı bile onun elinde sadece yemek tarifi verilen bir yer olmaktan çıkıyor; kadınlara “siz bundan ibaret değilsiniz” diyen küçük bir isyana dönüşüyor. Bir de Altı Buçuk var tabii. Kitaptaki köpek karakteri ilk bakışta tatlı bir ayrıntı gibi görünebilir ama bana göre romanın sıcaklığını taşıyan en güzel yanlardan biri. Elizabeth’in sert, kontrollü, kendi ayakları üzerinde duran hâlinin yanında Altı Buçuk, eve başka bir duygu katıyor. Bazen bir insanı en iyi anlayan şeyin başka bir insan olmaması da tuhaf ama güzel. Bu kitapta aile dediğimiz şeyin sadece kan bağıyla, evlilikle ya da toplumun onayladığı kalıplarla kurulmadığını da biraz da bu tarftan hissediyoruz. Kitabın mizahını sevdim, çünkü anlatılan meseleleri hafifletmiyor; aksine okunur kılıyor. Cinsiyetçilik, yalnız
Bir Kimya MeselesiBonnie Garmus · Altın Kitaplar · 20233,984 okunma
Puan vermedi
Açık konuşacağım; çok sevdiğim, yakından tanıdığım bir kadının elinden böyle devasa bir iş çıktığını görmek beni kelimenin tam anlamıyla büyüledi, altüst etti ve çok fazla heyecanlandırdı! Resmen keyiften dört köşe oldum, okurken bir ara kalkıp biraz koşasım falan geldi! Biz Burcu’yla beraber güleriz, konuşuruz, fikir alışverişinde bulunuruz. O yüzden de ben kitabı elime alırken bizim Burcu’yu okuyacağımı sanıyordum; meğer karşımda yılların edebiyatçısı, demlenmiş bir usta yazar varmış da haberim yokmuş. Burcu’cum, bu nasıl bir emek, nasıl bir şahane delilik? Kitap boyunca beni bir oraya fırlattı bir buraya. Tam bir öyküde ince bir ironi yakalayıp gülerken, çat diye bir sonraki sayfada tokat yemiş gibi kalakaldım. (Hele o bir tatlı isimli öykü var ya... İsim vermiyorum spoiler olmasın ama o çok komik başlayıp insanı paramparça eden o son beni mahvetti... ) Okurken beni asıl vuran yerlerden biri de o muazzam gözlem yeteneği oldu. Halkın o en saf, en bizden halini öyle bir yakalamış ki... Karakterlerin konuşma metinleri, o diyaloglar gerçekten harikaydı. Hani o mahallemizin, ailemizin içindeki samimi sesler var ya; onları yapaylığa hiç kaçmadan, o kadar doğal ve usta işi aktarmış ki diyalogları okurken resmen muhabbet yanımda dönüyor gibi hissettim. :) Kendi de çoğunlukla öyle konuşur zaten; mesela beni arayıp ulaşamamışsa doğrudan *"Neredesin Allah'ın cezası!"* der. İşte o samimiyet aynen kitaba akmış. Sinematik betimlemelerinin başarısı zaten apayrı bir seviye ama argoyu öykülere öyle güzel, öyle dozunda yedirmiş ki... Hiç mi sırıtmaz bir kelime! Hayatın içindeki o gerçekçiliği ve sokağın ruhunu aynen hissettim, oralar tıpkı film gibiydi, çok hoştu. Kitapta en sevdiğim bir diğer konu da kadınların yaşadığı sorunlar, o görünmez mücadeleler ve toplumsal dertlerimiz
Ben Yokmuşum GibiBurcu Ünlü · Everest Yayınları · 2023196 okunma
10/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 160. kitabı
𝙰𝚗𝚕𝚊𝚜̧𝚖𝚊 𝙾𝚏-𝙲𝚊𝚖𝚙𝚞𝚜 𝚂𝚎𝚛𝚒𝚜𝚒 1 Herkese selamlar... Bugün sizlere severek okuduğum bir kitap ile geldim. Ahhh Of-Campus evrenine bende ayak bastım. Veee tabi ki de çok sevdim. Dizisi de şu aralar epey popüler ama ben kitapları ile kalırım o keyfi ve tadı üst seviyede bırakırım diye düşünüyorum. Evet serimiz yetişkin içerikli. Alt metinde yatan ve mesajlar veren kısımları ayrı sevdim onları söylemden geçemezdim. Hayaller, aile, geçmiş, kalp kırıklıkları, yanlış seçimler, görmezden gelinenler, duygusal karmaşa, psikolojik travmalar ve her şeye rağmen sevdiğin hayata tutunma ve yaşama sevinci... Uzun zamandır spor romantizmi de okumuyordum ve bu kitap iyle geldi. Özellikle üniversite evreni ayrı iyi geldi. Bu tatlı çifti sevdim. Hannah ve Garrett ile tanışın! Hannah bir müzik öğrencisidir. Ailesinden uzakta okur. Daha doğrusu geçmişinden kaçmıştır. On beş yaşında uğradığı t*cavüz ile hayatı değişir. Ve ceza almayan üstelik de ödül gibi Hannah'ın ailesine kesilen bir ceza vardır. Ailesi ile ise arası her zaman iyidir. Uzun zamandır ilişki yaşayamayan ve söz konusu cinsel ilişkiye gelince aştığını düşünse de hep içinde kalanlar vardır. Ya da doğru kişiye denk gelmedi kim bilir! Şeeeyy ben okudum biliyorum. Garrett Graham o tarih bölümü okuyan bir hokey oyuncusudur. Hokey onun için her şeydir.
AnlaşmaElle Kennedy · Yabancı Yayınevi · 20163,146 okunma