(Cherubino'ya) Şimdi sessiz yalvarışları, tatlı okşamaları Ve çiçekten çiçeğe olan uçuşmaları unut; Sen artık kalpleri fethedemeyeceksin, Kandamlası çiçeğini, küçük bir Nergiz'i. Şimdi bu göz kamaştırıcı tüyleri unut, Bu çiçekleri, bu parıldayan şeritleri, O bukleleri, o ipeksi elbiseleri, O parlak, pespembe yanakları. Şimdi sessiz yalvarışları vs. unut. Ağzı bozuk yoldaşların arasında, Yanık kahverengi, kocaman sakallar, Tüfek omuzunda, kılıç belinde. Adımlar sağlam, bakışlar cesur, Baştan aşağı tamamen silahlı, Çok onurlu, ancak küçük kazançlar. Ve fandango yapılacak bir yerde, Çamurların içinde asker yürüyüşü. Dağların ardından, vadilerin üzerinden, Kar ve yakıcı güneşe doğru, Müziği eşliğinde trompetlerin, Mermilerin ve top atışlarının, Yıldırım gibi gürültüleri, Kulaklarını çınlatıyor. Cherubino, zafere gidiyor, Savaşta zafere doğru! (Askerler gibi yürüyerek ayrılırlar)
Sayfa 45·Kitabı okuyor
Alıntı
Boğazı düğümlenmek derler ya hani... İnsan anlatamadıkça bir düğüm atılır boğazına. Ve o düğümler birikir, artık çözülemez hale gelir... Bunu ben çok iyi biliyorum.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ali ve Murathan gibi şimdi de Timur ve Yusuf Ali
Kıkırtım tatlı ve kendinden emindi. "Ne o, Maviş? Hani hep severdin be-" Cümlemin devamını yutmama neden olan şey aniden kapının açılması ve babamın karşımızda belirmesiydi. Yusuf Ali saniyeler içinde titreyerek kavradığı belimi bırakmış, ellerini önünde bağlayarak hazır ola geçmişti. Asker çocuğuydu en nihayetinde, hem de Albay Murathan Karakurt'un oğluydu. Askeri disiplini oldukça fazlaydı. Yarbay babam karşısında eli ayağı titredi ama belli etmedi. "Getirdim, Timur amca, dedi ciddiyetle. "Kendisi dersten çıktıktan sonra yine kitaplarını sınıfta unutmuş, bir de tabii telefonu her zamanki gibi sessizdeymiş. Size demiştim, endişelenecek bir şey yok." Saygıyla gerileyip beni äne doğru taktim etti. "Buyur, kızın." Yıllar Yarbay Timur Tönge'den çok şey eksiltmemişti. Kısa kesim saçlarına düşen aklar ve daha da keskinleşen yüz hatları dışında boyu ve endamı yerli yerindeydi. Lakin yaşlanmış ve garip bir şekilde yaş aldıkça benim gözümde tatlılaşımıştı. Ters bakışları bana döndü. Kolumdan kavrayıp, sessizce içeri çekerken Yusuf Ali'ye daimi huysuz ifadesiyle bakıyordu. "İyi," dedi. "Şimdi gidebilirsin." Yusuf Ali saygıyla eğilerek, gitmek için gerilediğinde ileri uzanıp elinden kavrayan bendim. "Yarın sabah kahvaltı yapalım," dedim babama rağmen. "Beni evden alırsın, tamam mı?" "Güneş!" dedi babamın uyarı dolu sesi. "Timur!" diye arkadan bağıran annemdi. "Çocukları biraz rahat bırakır mısın? Buraya gel, yardımına ihtiyacım var. Boyum üst raflara yetişmiyor." Timur Tönge ya sabır çekerek dönmüş ama beni de kendisiyle beraber eve çekmeyi ihmal etmemişti. Çaresizce evin içine çekilirken Yusuf Ali'ye el sallamış hatta gizli bir öpücük göndermiştim. Elleri önünde bağlı bir şekilde adımları uzaklaşırken, dişlerini dudağına geçirerek gülmüştü. Tam o da bana öpücük atmak
"Sadece onu dinlemek istiyorum. Anlatsın. Çok tutmuş içinde, belli. Bu duyguyu çok yakından biliyorum. Boğazı düğümlenmek derler ya hani... İnsan anlatamadıkça bir düğüm atılır boğazına. Ve o düğümler birikir, artık çözülemez hale gelir... Bunu ben çok iyi biliyorum."
Sayfa 133 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman
Sadece onu dinlemek istiyorum. Anlatsın. Çok tutmuş içinde belli. Bu duyguyu çok yakından biliyorum. Boğazı düğümlenmek derler ya hani… İnsan anlatamadıkça bir düğüm atılır boğazına. Ve o düğümler birikir, artık çözülmez hale gelir… Bunu ben çok iyi biliyorum.
Sayfa 133·Kitabı okudu
TEĞMEN — (Üsteğmene döner) Neden? ÜSTEĞMEN — Çan dört kişi alır; biz dokuz kişiyiz. TEĞMEN — (Yüzbaşıya) Ya çana giriş sırası? YÜZBAŞI — Sırası gelince sorarsın! TEĞMEN — Yine mi ümitsizlik? Dalgıç inebildiği halde yine mi ümitsizlik? YÜZBAŞI — Sadece ümit... Hayat, ümit demek... TEĞMEN — Korkuyorum! Ümit etmekten korkuyorum! YÜZBAŞI — Yanıma gel, Teğmen! (Teğmen ilerler. Yüzbaşının karşısında durur.) YÜZBAŞI — (Gülümseyerek, Teğmene...) Senin ne zaman düzelecek sinirlerin? Hani ya vaadin? TEĞMEN — Allah, imtihan üstüne imtihan çıkarıyor karşıma... Dayanamıyorum! YÜZBAŞI — Ah, dayanabilsek Teğmenim, dayanabilsek!... TEĞMEN — Sizin dayanamayacağınız ne olabilir ki?... YÜZBAŞI — Benim mi? Ben senin bu halini görmeye bile dayanamıyorum! (Yüzbaşı bir adım atar. Halinde derin bir rikkat) YÜZBAŞI — Balo gecesini hatırlıyor musun? O ılık, tatlı geceyi?.. (Işıklar kararırken çok uzaklarda ağır bir vals sesi... Teğmen ağlar, Yüzbaşı okşar.)
Hayata Dair