9/10
·208 syf.··
2026 30. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2026 16:53
I just finished Time War. This was very good. I especially loved the parts where they exchanged letters and talked about their feeling and gave each other nickname which is represented their colors.
This is How You Lose the Time WarMax Gladstone · Quercus · 2022567 okunma
10/10
·488 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2026 00:00
Bir sanatçı,hayatım boyunca kalbimde taşıyacağıma emin olduğum başka bir sanatçıya yol açtı bu kitapla. Evet yazar değil sanatçıya diyeceğim du Maurier için çünkü bence yaptığı şey bir kitap yazmanın çok ötesinde. İlk çıktığı zaman replay tuşuna basıp üst üste defalarca dinlediğim, benim için kıymeti çok büyük olan bir şarkının yazılmasına vesile olmuş bu kitabı elimden bırakmam mümkün olmadı,okumaya başlamamın haftasonuna denk gelmiş olması büyük şans. Rebecca'yı okurken sadece kitap okumuyorsunuz sanki Mrs. de Winter ile birlikte Manderley'nin koridorlarında, sabah odasında, kütüphanede, deniz kıyısında onunla birlikte geziniyor gibi hissediyorsunuz. Fazlasıyla sinematik bir kitaptı, filmini de büyük bir merakla izleyeceğim. Nasıl tarif edilir bilmiyorum bu kitaba karşı hissettiklerim. Adını asla bilmediğimiz, sadece Maxim de Winter'ın ondan yaşça küçük eşi olarak tanımlanan kitabın ana karakteri kalbinizde bir yeri sızlatıyor. Maxim'e olan aşkı, onun hayatında ve Manderley'de sürekli kendine bir yer bulma çabası, varolma çabası da diyebiliriz hatta buna, o kadar yürek burkucu ki. Maxim'in gülümsemesini bile bir ödül olarak değerlendirmesi özellikle. "Maxim için çok genç, çok toy ve daha da önemlisi onun dünyasına çok yabancıydım. Onu bir köpek ya da bir çocuk gibi hastaca,umutsuzca, kendime zarar verircesine seviyor olmamın hiçbir önemi yoktu." Böyle bir sevgiyi okurken Maxim'e kızmamak, Mrs. de Winter'ı neden bu hayatın içine sürüklediğini düşünmemek mümkün olmuyor tabi. Ama du Maurier sizi o kızgınlıktan uzaklaştırıp, her sayfada tahminlerinizin çok ötesindeki olaylarla şaşırtıp okumaya devam etmenizi sağlıyor. Rebecca'ya çok aşık sandığınız adam aslında bambaşka duygulara sahip biri olarak çıkıyor karşınıza. Kızıyorsunuz, sonra acıyorsunuz, bol bol
RebeccaDaphne du Maurier · İthaki Yayınları · 2020975 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·224 syf.·
2025 20. kitabı
[english below] zeynep, başından sonuna kocaman sarılmak istediğim biri oldu. korkularımız, hayata bakışımız o kadar benzer ki. içindeki insanları siyah beyaz olarak ayırma isteği, kırılıp üzülme korkusundan geldiğinden hep o gökkuşağı renklerinden kaçışı olsun, insanlara ne kadar yakınlaşırsa o kadar kırılacağı korkusu olsun... hele aşk. toplumun baskılarına, kadınlara yüklediği sorumluluklar listesine bir savaş tekniği olarak baktığı evlenmeyeceğim nidaları. kocaman sarılmak istedim kendisine. zeynep'in kişisel gelişimi ise ne kadar güzeldi bir yandan da. tam olarak o bahsettiği murakami'nin, o kum fırtınasının içinden geçeceksin ve nasıl geçtiğini anlamayacaksın, nasıl hayatta kaldığını hiç anlayamayacaksın alıntısının zihninde dönüşleri. öyle değil mi hayat? içinden geçtiğimiz kum fırtınalarına şimdi olduğumuz yerden bakıyoruz, ben mesela diyorum ki ben nasıl geçtim bundan, nasıl hala ayakta durabiliyorum? zeynep de öyle bir acıda kavruldu ama kendi yolunu o geçmişindeki korkulara bağlayarak durdurmadan çizmeyi başardı. hayatın içinden birini okumak isterseniz kesinlikle tavsiye ederim. zeynep has been someone i wanna hug tightly from beginning to end. our fears, our outlook on life..so similar. her tendency to see people in black and white, her avoidance of rainbow colors, all stemming from a fear of being hurt and broken. the more she gets close to people, the more she fears being hurt. and love, especially. her cry of “i won’t get married” as a form of resistance against societal pressure and the list of responsibilities imposed on women - it’s her way of fighting. i truly wanted to embrace her. and then, zeynep’s personal growth was something so beautiful in itself. it was exactly like that murakami quote she mentions: “you’ll go through the storm, and you
Güneşin İki YüzüBahar Eriş · Alfa Yayıncılık · 20231,381 okunma
10/10
·269 syf.··
Beğendi
·
2025 15. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 28 Ekim 2025 00:00
"Suskunlar," İhsan Oktay Anar okumadıysanız başlamak için harika bir durak olabilir; ama baştan söyleyeyim, yazarın diline alışmak biraz dikkat istiyor. O eski, nostaljik kelimeleri bolca kullanıyor, sanki direkt 17. yüzyıl İstanbul'undan fırlamış gibi hissediyorsunuz. Ama bu dil, romanın o eşsiz Osmanlı/Mevlevi atmosferini yaratıyor zaten! Peki kitap ne anlatıyor? Hikaye, Osmanlı İstanbul'unda geçiyor ve ana eksende musikiye duyulan aşk var.Gerçeküstü olaylar, hayaletler, kahinler... Roman, temel olarak iyi (Eflatun, Davut, Batın) ile kötü (Şeytanın simgesi Tağut, Cüce Efendi) arasındaki ezeli mücadeleyi işliyor. Ayrıca Tevrat'ın yaratılış hikayesi gibi kutsal metinlerin üslubuna göndermeler içerir. Davut ile Tağut'un mücadelesi, Hz. Davut ile Calut'un hikayesini anımsatıyor biraz. Benim en beğendiğim noktalar: -Muazzam Kurgu Bağlantıları. Başta birbirinden alakasız görünen (bir bekçinin gördüğü hayalet, bir müzisyenin aşkı, bir cücenin intikamı gibi) onlarca küçük hikaye var. Ama yazar, kitabın sonunda bu ipleri öyle ustaca bağlıyor ki, "Vay be!" diyorsunuz. Bunu diğer kitaplarında da görüyoruz. Tam bir puzzle (yapboz) çözme hissi veriyor. Benim en beğendiğim nokta olabilir. -Mizah ve İroni: O ağır, akademik dilin arasında Anar, birdenbire öyle komik, öyle iğneleyici pasajlar sıkıştırıyor ki...Ciddi konuları bu mizahi süzgeçten geçirmesi, okumayı çok daha keyifli hale getiriyor. Özetle: "Suskunlar," biraz sabır ve dikkat isteyen, ama karşılığında size eşsiz bir dil ziyafeti, harika bir kurgu deneyimi ve müzikle yoğrulmuş derin bir felsefi yolculuk sunan, kesinlikle okumaya değer bir eserdir. Bitirdiğinizde, belki de siz de tıpkı Eflatun gibi, gerçeği görüp "susmak" isteyeceksiniz. İyi okumalar :)
1000Kitap
Suskunlarİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202611,8bin okunma
How does it feel to hold someone's life in your hands?
9/10
·277 syf.··
Beğendi
·
2025 61. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Eylül 2025 09:22
“Do No Harm: Stories of Life, Death and Brain Surgery” is an intimate tour of the world inside our skulls, guided by one of the UK’s foremost neurosurgeons, Henry Marsh. It’s an extraordinary voyage into the psyche of a brain surgeon, plunging into the thrilling peaks and devastating troughs of this high-stakes profession. Marsh’s narrative is refreshingly candid, searingly honest, and deeply human. Imagine holding someone’s life in your hands, the scalpel poised over the intricate maze that houses thoughts, feelings, and reason. Every cut could either restore life or rob it. Marsh introduces us to this exhilarating and terrifying reality, revealing the fierce joy of a successful operation and the profound despair when things go awry. “Do No Harm: Stories of Life, Death and Brain Surgery” doesn’t shy away from the harsh realities of being a neurosurgeon. There are poignant tales of triumphs and heartbreaking disasters, haunted by the shadow of mortality. There’s the girl who wakes up after surgery, her life saved but her personality forever changed. There’s the young man left in a vegetative state because of a millimeter’s misjudgment. And there’s the lingering echo of regret that colors the life of a surgeon. But amidst the sorrow and guilt, Marsh finds space for humor, the dark kind that often serves as a coping mechanism in the face of incessant pressure. The neurosurgical landscape is vividly captured, with tales that range from frustrating battles with hospital bureaucracy to nerve-wracking surgical procedures, all set against the backdrop of a bustling modern hospital. Yet, at the heart of “Do No Harm,” beyond the gripping tales of life, death, and brain surgery, there’s a profound lesson. A lesson about hope. Marsh’s narrative is a testament to the
Nörobilim
Do No HarmHenry Marsh · Thomas Dunne Books · 20152 okunma
10/10
·344 syf.··
2025 29. kitabı
The story follows a 50-year-old architecture professor, Asterios Polyp, who begins to redirect his life and revisit his past after his house burns down. I bought this book because it was said to be one of the greatest graphic novels ever made—and I’m so glad I did. Reading Asterios Polyp was a profound experience. Mazzucchelli did an incredibly detailed and thoughtful job—with character-based designs, expressive linework, and colors that perfectly reflect each personality. Mazzucchelli’s delicate attention to human emotion and contradiction reminded me of how consciousness itself is built layer by layer. Sometimes I wonder whether the depth of my own consciousness is a blessing or a curse because it often causes me to suffer. But a book like this comes along, then I see the beauty created by the depth of consciousness and feel quietly grateful for being able to sense it. I’ve already read this book twice, but I’d love to read it again—and think even deeper about it.
Asterios PolypDavid Mazzucchelli · Pantheon · 20093 okunma