Her insanın yaşayabileceği iki türlü hikaye vardır. İlki, şu an gözümüzün önünde duran, gerçekte yaşanan. Bu hikâye geriletici ve umutsuzluklarla dolu. Diğer hikaye ise bir tür ütopya, ya da Adorno’nun da dediği gibi ‘haklı vicdan’. Yani, vicdanın haklılığını iddia ettiği şey. Bu hikaye yıldan yıla gelişiyor. Örneğin, günümüzde kimse artık köleliği savunmaya cesaret edemiyor. Ütopya, mevcut olanın da ötesine geçmek demektir. Kölelik düzeni, sömürge düzeni, kadınlara karşı ataerkil düzen bir zamanlar değişmez görünüyordu. Ancak, tüm bunlar yok edildi ya da etkileri azaltıldı. Ütopya, içimizdeki karmaşık bir illüzyon demek değildir; tarihsel bir güçtür. Öyle bir zaman gelecek, bu güç kendini hakikatler ışığında yeniden canlandıracak. İşte bu devrim anıdır, çok gizemli bir andır. Bu nedenle umut gerçekliktir.
Jean Ziegler
Diller, sözcükler, anlatılar, uygarlıklar, dinler, şehirler, bir kültür mirasını oluşturan herşey, zalimin zulmüne karşı dayanıklı, paslı zincirlere karşı inatçı, zamanın gürültüsüne karşı sabırlıdır. Ancak insanın unutkanlığına karşı son derece kırılgan, kayıtsızlığına karşı çaresiz, ölü uykusuna karşı tümüyle savunmasızdır.
Zincirlenmiş Zamanlar Zincirlenmiş Sözcükler,
Mehmed Uzun
"Hepimiz bir şey bekleriz. Mesela ben, hayatım boyunca bir şeyler bekleyip durdum, bütün hayatım boyunca sanki tren istasyonunda bekler gibiydim, bütün zaman boyunca sanki yaşadığım hayat gerçek değildi de bir tür bekleyişti."
Andrey Tarkovski
"İnsan sadece kendi başına gelişebilir. Kendi içinden çıkamadığı bilinciyle insan daima yalnızdır. Geri kalan her şey bir sanrıdır, şüphelidir. Asla değişmez bu. Okul yıllarında tamamen yalnızsınızdır. Sıra arkadaşınız vardır ve yalnızsınızdır. İnsanlarla konuşursunuz, yalnızsınızdır. Fikirleriniz vardır, gariptir, size aittir, her zaman yalnızsınızdır. Ve bir kitap yazdığınızda, veya benim gibi kitaplar yazdığınızda çok daha yalnızsınızdır. Kendini anlaşılır kılmak imkansızdır. Tek başınalıktan, yalnızlıktan çok daha yoğun bir yalnızlık, bir soyutlama doğar. Nihayetinde, yer değiştirirsiniz. Daha çabuk başka yere gidersiniz, daha büyük şehirlere kaçarsınız. Küçük şehirler size yeterli gelmez. Viyana yeterli değildir, Londra yeterli değildir. Dünyanın başka yerlerine gitmelisinizdir. Yabancı dillerin konuşulduğu bir yerlere gidip gelmeye çalışırsınız. Belki de Brüksel'dir orası, ya da Roma'dır. Bu yüzden, nereye giderseniz gidin daima yalnızsınızdır, kendinizle bir başınasınızdır. Gittikçe berbatlaşan işlerinizle yalnızsındır."
Thomas Bernhard