Geç oldu ama anladım.
Bir gün ellerimi kafamın arkasında birleştirmiş odamın tavanına bakarken anladım.
Günü gelince kanser edecek insanlara şifa olmak manasızmış...
Sonra sorana da söylemez oldum.
Koca bir "hiçbir şey" taktım dudaklarıma.
Kaçtım sokaklar boyu.
Aynalar gördü bir tek gözyaşlarımı.
Kendi yanaklarıma ancak kendi parmaklarım uzanabildi.
"Sen çok güçlüsün," demişti zamanında.
Bir kerecik olsun inanmak istedim.
Dışarıdan öyle mi gözüküyordum?
Bilmiyorum...
Sonra kursağımda kalan laflar şişti, kendini belli etti.
Adına tiroid dediler.
Stres dediler.
Sıkıntı dediler.
Ağlama dediler.
Bugün her gözlerim dolduğunda ne yapacağımı bilmiyorum.
"Yine hasta olacaksın, sus artık," diyorum.
Sonra elimi boğazıma götürüp daha çok ağlıyorum.
Sonra kan görüyorum;
Babamın burnundan gelen kanları...
Beyaz zeminde yayılıyor.
"Kanser olmuş, kanser hastası, 1. evre, dikkat etsin, ihmal eder..."
"Çocuk o, neyi kafaya takmış? 14 yaşında, kesin ameliyat..." diye fısıldıyor birisi iki taraftan.
Sonra ak saçlı bir teyze görüyorum;
"Ben yıllardır kemoterapi alıyorum," diyor.
Konuşmalar işitiyorum.
Ellerim terliyor.
Telefonlar çalıyor.