Geçmişe saygı duyulan hiçbir yerde titizleri ve temizleri içeriye sokmamak gerekir. Birazcık toz, çöp ve pislik olmadan kendini iyi hissetmez dindarlık.
Sokaklarda yaşıyor olmam, üstümün başımın yırtık pırtık olması, yıkanmadığımdan dolayı kötü kokmam beni hiç rahatsız etmiyordu. Günlük yiyecek ihtiyacımı çöp kutularından karşılıyordum. Şimdiye kadar hiçbir gün aç kaldığımı hatırlamıyorum. Hatta bulduklarımı etrafımdaki sokak hayvanlarıyla da paylaştığım oluyordu. Birkaç saat önce birinin masasında ya da tabağında olan bir yiyecek çöpe atıldığında hemen kötü kokmuyor, bozulmuyor, çürümüyordu. Bir kuşun yavrusuna ağızdan ağıza vermesi gibiydi. Rahatsız eden bir durum yoktu. Nasibim buydu deyip kabullenirdim. Dilencilik asla yapmadım. Rızkımı verenin kim olduğunu hiç unutmadım. İçinden gelip de bana para uzatanlar, yemek almayı teklif edenler olduğunda hiç itiraz etmeden kabul ederdim. İnsanlar bana yardım ettiklerini düşünürken kendilerine yardım ediyorlardı, farkında değillerdi. Sabahın erken saatlerinde fırın veya pastane önlerinden geçerken hep bir iki ikramda bulunurlardı. Müteşekkir olurdum ancak hiç konuşmazdım. Kocaman gülümsemekle yetinirdim. Kimselere hayat hikâyemi anlatmazdım. Kimsenin umurunda olmadığımı zaten önceden çözümlemiştim. Bu yol yalnızlar yoluydu ve ben de yalnız yürüyordum. Buna kararlıydım. Kendim olmak beni mutlu ediyordu.
Oysa dayak yemeden yapabileceğin yaratıcı eylemler var. Anneni babanı da arkana alırsan, anlatabilirsen ... Sadece gençlerle olmuyor. Hatta ters tepiyor. En yakınından başlaman, karşı komşunla konuşman lazım. Mahalle bakkalınla konuşmaktan bile çekiniyorsun ters düşersin diye. Senin gibi düşünenle beraber olmak oldukça can sıkıcı değil mi? Mahallede çöp sorunu varsa birlikte halledin. Ne sağcı ne solcu ne bu. Her yaştan herkes. Annen baban da katılsın.