Hediye olarak elime gelen bir kitaptı hiç bu kadar seveceğimi düşünmemiştim çevremdeki herkese de okuttum ters köşe olunan bir kitap kesinlikle kafa dağıtmak için birebir
Çöp AdamC. J. Tudor · Pegasus Yayınları · 2018985 okunma
Sen hiç yaşadığın yuvanın yavaş yavaş yok olduğunu fark ettin mi?
Merhaba arkadaşlar bu akşam size çocuk kitabı olan fakat gençlerin ve yetişkinlerin de okuyacağı bir kitapta geldim..@eray_tezcan kaleminden göz muhafızları Eber gölü macerası.. Bu kitap bize birliğin arkadaşlığın ve bir dogayı kurtarmanın nasıl olduğunu anlatıyor
Gelelim kitabımıza biraz kitaptan bahsetmek istiyorum. Eber gölü bozkırın ortasında cennet gibi parlayan berrak suyu ve rengarenk çiçekleri ile özel bitki ve hayvanlarına sahip bir göldür zamanla bu göl insanların davranışları ve doğayı umursamamaları yüzünden yok olmaya mahkum olmuştur göz sakinlerinden sonra adındaki kuş göl kenarındaki bir kayanın üzerinde derin düşüncelere dalarak eski dostlarının gelişini izler. Ve Gül'ün eski huzurunun bittiğini yaşam alanlarının yok olma tehlikesi altında olduğunu hüzünlü dille dile getirir
Ona ilk hak veren Anadolu kurbağası olur su kalitesindeki düşüşüm ve hava koşullarındaki bozulmanın kendilerini doğrudan tehdit ettiğini düşünür. Balıkçıl kuş hem yeme hem de avlanma alanı sunan göl kenarındaki ağaçların artık tamamen yok edildiğini anlatır. Eber sazani temiz suyun kendileri için tek yaşam kaynağı kirliliğinize ölüm olduğunu hatırlatır. Eber sarısı ise doğadaki tüm canlıların birbirine kopmaz bağlarla bağlı olduğunu eskiden insanların varlığından habersiz olduğu günlerde vadi de huzur içinde tek başına büyüdüğünü anlatır.. sıra saz kedisine gelir.. Eğer hep birlikte direnip gülü savunurlarsa Kurtuluş şansının olduğunu anlatır.
Peki bu hayvan ve bitkiler birleşip gölü kurtarmaya girişecek midir?
Buradan bize ne gibi dersler çıkmaktadır?
Önce sevgiliyi yazarımızı kutluyorum Eber gölü'nün yok olma tehlikesini fabl üzerinden anlatması beni çok duygulandırdı gerçekten.. yere çöp atmamak suyu boşa
Yakma Zevki: Fahrenheit 451 Öyküleri.
Öldükten Sonra Doğmak: Öldükten sonra yeniden doğan bir adamın eşinin yanına giderek onunla vakit geçirmek istemesini ancak bunun mantıksız olduğunu anlayarak mezarına geri dönmesini anlatan bir hikayeydi.
Ateş Sütunu: Gelecek bir yılda insanlar artık öldükten sonra gömülmemektedir. Öldükten sonra yakılmaktadır. Eski mezarlar da artık tamamen boşaltılacaktır. Tam bu anda ana karakterimiz mezardan kalkar ve insanlardan intikam almak ister.
Kütüphane: Kitapların yakılmasına karşı çıkan bir adamın oldukça kısa hikayesini okuyoruz.
Parlak Anka Kuşu: Bir önceki hikayedeki gibi kitapların yakılması ile ilgili bir hikayeydi.
Mars’ın Çılgın Büyücüleri: Yasaklı kitapların yazarları Mars'a yerleşmişlerdir. Mars'a gelen Uzay gemisinde yasaklanmış kitaplar vardır ve bunlar Mars'da yakılarak tamamen yok edileceklerdir. Yasaklı yazarlar buna engel olabilecek mi?
Çılgınlık Karnavalı: Yine bu hikayede de yasaklar var. Ancak bir adamın Usher evini yeniden inşa ederek yasak koyanlardan intikam almasını okuyoruz.
Şenlik Ateşi: Tüm Dünya'nın yanması. Oldukça kısa bir hikayeydi.
Ocaktaki Çekirge: Evleri dinlenen bir çiftin hikayesini okuyoruz. Ancak bu çift evlerinin dinlendiğinden haberdar.
Yaya: 2131 yılında yolda yürüyen bir adamın polis tarafından sorgulanmasını okuduğumuz oldukça kısa bir hikayeydi.
Çöpçü: Çöpçü bir adamın ilerleyen bir zamanda çöp arabasının ceset toplamak için kullanılabileceğini öğrenmesini ve bunun hakkında düşünmesini okuduğumuz oldukça kısa bir hikayeydi.
Tebessüm: Medeniyetin tamamen yok edildiği bir gelecekte. Halk bir tablonun Mona Lisa'nın parçalanmasını seyretmesini. Hatta halkın bizzat parçalamasını okuyoruz. Ancak bu kalabalığın içindeki bir çocuk tabloya hayran kalıyor.
Gece Yarısından Epey Sonra:
Vermeyince Mabut
rivayet olunur ki , sultan ikinci Mahmut, tebdil gezdiği bir ramazan gününde Üsküdar’da mücerret bir kunduracının boş örse çekiş vurarak her hamlede “Tıkandı da tıkandı” dediğine şahit olmuş. merak saikiyle içeri girip bunun sebebini sormuş. Adamcık anlatmış:
- Bir gece rüyamda gördüm.Çeşmeler vardı bazılarından şarıl şarıl sular akıyor bazılarından sızıyor bir tanesi de şıp şıp damlıyordu. O sırada bir pir-i nurani belirdi. Ona bu çeşmeleri sordum. “Şu şarıl şarıl akanlar padişahımızın talihidir. Sızanlar devlet erkanından filanca paşaların ve falanca zenginlerin talihleridir. Şu damlayan da senin talihindir deyip kayboldu. Yerden bir çöp aldım ve benim talihim olan çeşmeye yaklaştım. Çöple biraz kurcalayıp lüleyi açmaya çalıştım. Ah, ellerim kırılsaydı! filvaki çöp kırıldı ve artık o eski damlalarda damlamaz oldu. O günden sonra müşterim kesildi kazancım bitti. İflas ettim bu hale geldim. Şimdi de talihimden şikayet ile “tıkandı da tıkandı” zikri ile boş örsü dövüyorum.
Padişah kendini aşikar etmez ve saraya dönünce adamın söylediklerini tahkiki memur gönderir. Meğer adamcağız herkes tarafından “Tıkandı baba” diye tanınmakta ve nasipsizliği ile bilinmekteymiş. O kadar ki çeşmeden su doldurmaya gitse çekmeyi bir kurbağa tıkar bir mal almak için pazara uğrasa ona sıra gelmeden mal bitermiş. Sultan mübarek ramazan ayında garibi sevindirmek ister ve bir tepsi baklava yapılmasını her dilimin altına da bir sarı altın konulmasını emreder. Sonra, tepsiyi bir zengin konağından iftarlık geliyormuş gibi gönderir.
Nasipsizlik bu ya; tıkandı baba bir tepsi baklavayı bir iftarda yiyip bitirmek yerine satıp parasıyla birkaç gün iftar etmeyi düşünerek tepsiyi pazara çıkarmış.
Padişah durumu öğrenip üzülmüşse de niyetine sadakat ile aynı minval üzere ertesi gün nar
“Dans etmek bir çığlığı susturmak mı ?”
Strasbourg, tarihinde akıl almaz bir olayla sınandı.Dans…
Açlık ve sefalet toplumun sınırlarını ne kadar zorlayabilir? Açlıktan pislik yemek, çöp hatta nesneyi yemek… Ya da belki öz çocuğunu ? Açlıktan kendi çocuğunu yemek…
1518 yılında dünya eşi benzeri görülmemiş toplumsal bir histeri vakasıyla karşılaştı. Dans etmek . Kulağa eğlenceli geliyor dimi , ama durun bu öylesine dans değil ölene dek dans etmekle biten ölümler.
Strasbourg açlık ve sefaletten kırılıyordu . Jeu-des Enfants sokağında yaşayan Enneline sefaletten ve açlıktan bitap düştükleri için yemi doğmuş bebeğini nehire atıp terk ediyor. Jeu-des Enfants sokağındaki evine geri döndükten sonra bir anda dans etmeye başladı. Sokağa çıkıyor ve dansını sokakta devam ediyor. Onu gören komşuları da garip bir biçimde ona katılıyorlar ve dans hastalığı bi anda bütün sokağı ele geçiriyor , hatta tüm Strasbourg’ u!
Durumdan rahatsız olan belediye başkanı orduyu acil göreve çağırıyor.Ordu bu histerik olay karşısında çaresiz . Kiliselerde papazlar dualarla ayinlerle bu ölümcül dansı durdurmaya çalışıyorlar .Doktorlar da bu olayı aydınlatamıyorlar . Dans etmekten yorulup ölenlerin ardından dansa yenileri de katılıyor …
1518 yılında dünya şaşkınlık yaratan bir histerik vaka. Dans etmeye başlayıp ölen topluma ne tıp ne de din dünyası anlam veremiyor . Acaba dans ederek ölmek yaratanın bir cezası mıydı ? Tarihte aydınlatılamayan bir ölüm vakası…
Dansa DavetJean Teule · Sel Yayıncılık · 202011,1bin okunma
offf inanılmaz kötü!
bilirsiniz, içerikten alakasız ve sadece ilgi çekmesi için konulmuş başlıklara readbate diyorum. bu sefer komple bir külliyata uyarlamama ramak kalan bambaşka bir readbate olayı var karşımızda: can yücel fotoğrafı.
herifin öyle bir fotosu servis edilmiş ki sanki zamane ömer hayyamı, ne dediyse haktır. lakin açıp iki satır okuyunca bomboş bir hergele olduğunu görürsün. tamamen ses benzerlikleri üstüne, kültür tarihimizden alakasız kelimelerle, yakın arkadaşlarına nazire satırlarla asla kendisi olmayan çakma bir şiir yığını!
bir iki kitabını daha okuyup çöp klasmanına uğurlar gibi hissediyorum.
RengahenkCan Yücel · Papirüs Yayın Dağıtım · 19912,288 okunma