Tüm eğitimcilere önereceğim bir kitap. Eğitim anlamında hakikaten işe yarayacağını düşündüğüm etkili yollar sunuyor. Kitabı okurken bir taraftan heyecanlanıyorsunuz “Ya evet, bunu yapsak ne güzel olur aslında, bayağı yol kat ederiz...” gibi hayallere dalıyorsunuz, diğer bir yandan da “Bizim ülke bu seviyeye, bu zihniyete gelecek de… biz de göreceğiz… ohooo..” diye mevcut eğitim sistemini gözünüzün önüne alarak umutsuzluğa kapılıyorsunuz. En azından bende böyle bir etkisi oldu.
Kitap boyunca aklımdan sürekli şöyle düşünceler geçiyordu: Abi çok güzel düşünmüşler, bayağı güzel sistem kurmuşlar da; hadi bu sistem kurucular bu işi yaptılar, her şeyi mükemmel tasarlayıp böyle bir uygulamaya geçmek istediler. Yahu, tüm ülkedeki koskoca eğitim kadrolarının hepsinin -özellikle üzerine en çok görev düşen öğretmenlerin- bunları uygulamalarını nasıl sağladılar? Bunlardan hiçbiri demedi mi, “Yok kardeş ben ne uğraşcam yav, çoklu zekaymış, bireysel ihtiyaçlarmış, her çocuk bir dünyaymış… Koca sınıfta 30 tane çocuk var, ben bunlara dur-sus demekten zaten dersi zor işliyorum. Bir de hepsiyle tek tek ayrı ayrı ilgilensek ders mi işlenir, konu mu biter? Evde anasının babasının zapt edemediğini ben mi adam edicem? Ben dersimi işler çıkarım, alan alır, gerisi yolunu alsın…”
Hiç dememişler mi gerçekten? Çünkü bizde bu gibi uygulamalar söz konusu edilecek olsa -bakın sadece söz konusu olsa diyorum- bu şekil argümanlarla ortaya çıkacak yüzlerce öğretmenimiz var. Bununla ilgili bir istatistik var mı bilmiyorum, hani “bol keseden sallamak” gibi de durabilir. Ama bu eğitim sisteminde öğrenci olarak yetişmiş, aynı sistemde görev yapan bir öğretmen olarak, gözlemlerime dayanarak söylüyorum bunu. Tabii ki öğretmenlerimizin bu kadar motivasyonsuz, misyonsuz -müfredat yetiştirmekten başka bir şeyi