Bir de diyorsun ki ne var sözlerimde. Var başka senden sözlerine kendini katan? Kendin diyecek de sensin olmaz diye(cek) ne kendinde ne sözlerinde. Ne sanırsın bu sözleri? Âlâ-tur-ca, ala-ca, al al. Bu tur, burnumun bi deliğinden giren diğerinden çıkıyor. Çıkıyor da yollar hep ötekine sanki. Kendi yuttuğunu tüküren. Demek midesi kaldırıyor. O filmi bilmiyorum, seyretmedim \ Yine o filmdim, seyredilmedim. Faruk'un sonu. Kuraf bir tadı var yok. Gökler sahneleniyor, gözler perdeleniyor ama. 7 kat gök 7 kat renk hiç görülmemiş bilinmemiş, gök gök gibi bilinmemiş. Bilenmiş gururuna gurultural gürültülü buralar. Ah, ah kere ah. Hiçbir söz yok. Hiçbir söz yok. Hiçbir göz, gözlerden bahsetmek bir kıyak, hiçbir göz, yok ki hiçbir söz. Söylenmeyecek. Sözler değil mi söylenmeyecek.!.!.! ?.? Komik bir komiklik yaplıyor işte var yok. Var yok var yok diyorum, yuvarlak :) Çok eğlenceli değil mi ağlamak? Sözlerin diyordum, hani kendin diyorum kendime var yoklanmadan, desem şimdi ne, ne desem söylesene. dayılanmasını bilmeyen bir ayı var. Ayı desem Ay mı, nesini görsem söylesene? Gözlerine bakmadan nesini görsem? Sözlerin mi gözlerin mi? Yine bir heyecan, sonradan çok utanan ama heyecan işte canım, o zaten bende çokça yüzsüz duran. Hay gidi gidi avuçlar. Avuç avuç dualar, üzerine gökten inen topkrak içinde. NE YA NE? ne oluyor canım? Ne neyin derdi, ne ne zaman neyin derdi? Geldin mi şimdi? Bir yırtım içim. Kaynasın dursun, bana ne? Gel ne. Gel. Gelin. Ne. Neler neler. Susuz bir gök. Ha ama kurumuş mavisi, o ne üzerimde mi içimde mi , , ,. , Ya bu ne palavra , , hayat par(a)v(a)nı, vanalar kapalı, yahu ne komik, ku ku ku. ama hayır, günlerden bugün ki! Günlerden bugünlere bugünlerde, neler neler - sadece sessiz. So kaak lar mı:D sokaklar , ayvaz aymaz ayyyaş avanak sokaklar. Üzerine
örgü file çantamda mandalina kolonyası, siyah ojeyle polka dotlayacağımı umduğum kablolu kulaklık, bronzlaştığı fark edilmemiş ten, ara makas atılmış saçlar, kişiselleştirilmiş eşyalar, safari şapkası, kırmızı-mor-mavi muz çoraplar, kocaman bilezikler ve güneş gözlükleri, yazdığı gibi kokmayan kakao-vanilyalı sıvı sabun, kaydedilmiş bir sürü hobi ve diy fikri ve keşfete düşen tutto passa amcalar... yazı getirdim
Duygu ve Düşünce
Reklam
Oscar Wilde'in dediği gibi; "İhtiyaçlarım olmadan yaşayabilirim ama lükslerim olmadan asla." Benim lükslerim öyle yatlar, katlar falan değil. Bir yere giderken çantama mutlaka bir kitap atarım. İpek pijamamı koyarım. Güzel kokan bir krem, sevdiğim bir kupa, yumuşacık çoraplar, kaliteli bir kahve... Bunlar olmadan da yaşarım elbette. Ama hayat sadece yaşamaksa, ben biraz da keyif almak istiyorum. Bazıları lüksü marka sanıyor; benim için lüks, kendimi iyi hissettiren küçük ayrıntılar.
1.1
Ölüme bayram gibi hazırlanır vücudum Uykusuz geceler, bağrımda bir heyecan Yattım ezana uyandım var say Yeni ayakkabılar ve yeni bir elbise Kemerim yok! yanında renkli çoraplar Kefenin mor olur diye tehdit ediyorlar Arıyorum hayatımı cevapsız çağrılar Babama bakıyorum karışıyor bulutlara.
Sabahın ilk ışıkları perde aralarından sızarken oda yavaşça aydınlanıyordu. “Günaydın sevgilim…” dedi, başını göğsümden kaldırırken. Yeşil gözleri öyle derin, öyle canlıydı ki… sanki güneş bile onun yanında soluk kalıyordu. O an anladım; benim günüm onun bakışıyla başlıyordu. O sabah biraz kırılgandı. Yorgun, hasta gibi… ama o hali bile insanın içini titreten bir güzelliğe dönüşüyordu. Vişne çürüğü ojelerini ben sürdüm, parmaklarını tutarken içimde tuhaf bir sahiplenme hissi vardı. Dudağıma bıraktığı kısa öpücük, gün boyu aklımdan çıkmayan bir iz gibi kaldı. Akşam geri döndüğümde içimde kontrol edemediğim bir heyecan vardı. Elimde çiçeklerle kapıda belirdiğimde gözleri bir an parladı. Bana doğru koşup boynuma sarıldı, ayaklarını belime doladı; sanki bütün dünya o an kapanmıştı. Teninin sıcaklığı üzerime sinerken, zaman tamamen anlamını kaybetmişti. Çiçekleri vazoya koydu. Sonra elime bir kadeh şarap verdi. Bakışları kadehten daha ağırdı… daha sarhoş edici. Her bakışı, üzerimde dolaşan görünmez bir temas gibiydi. O gece belliydi; Hiçbir şey sıradan kalmayacaktı. Saten gecelik gecenin rengi gibiydi; koyu, derin, neredeyse günahkar bir parlaklıkta. Saçlarını iki yana ayırmış, siyah fiyonkla tutmuştu. Vişne rengi dudakları ve aynı tondaki ojeleriyle bakışı bile bir ritme dönüşmüştü. Kırmızı fiyonklu file çoraplar, siyah topuklular… her detay bir davet gibiydi, açık ve kaçınılmaz. Şarabı içtim ama asıl başımı döndüren şey onun yaklaşmasıydı. Kadehi elimden alıp yavaşça masaya bıraktığında, aramızdaki mesafe neredeyse yok olmuştu. Gece sessizleşti. Sanki dünya bizi izlememek için geri çekilmişti.
harçlığım 2 gün önce geldi 2 gündür aldığım şeyler: - mor, kırmızı, mavi muz çoraplar - mavi qipao - nazi almanyası posterlerinin olduğu kartlar - rachmaninoff cd'si - yunan etnik desenlerinin olduğu eski bir vazo - etnik çin desenlerinin olduğu tepsi
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam