"SAKLI ZAMAN BAHÇELERİ"
“Ben bir kenar mahallede büyümüş asırlık çınar ağacının gölgesi, o boğaz kenarında yetişmiş eflatun erguvan dalı... Vuslat bize mümkün değildi ki...”
Bir çınar ağacının gövdesine açılan her yarık, aslında bir dilek kutusudur. Yüzyıllık ağaçlar kaç dilek saklamıştır? Kaç sevda, kaç özlem, kaç "keşke" o gövdede birleşmiştir? İnsanoğlu hep bir yerlere saklamıştır en derin arzularını. Taşlara, ağaçlara, mektuplara… Belki de dileklerin gücü, onları saklama biçimimizde gizlidir. Saklamadıklarımız da bir yerlerde saklanır mı? Belki de en çok saklamadıklarımız, en çok ortada bıraktıklarımız, en çok söyleyip unuttuklarımız birikir zamanın bahçelerinde.
Ve aşk… Herkesin bir çekmeceye koyup unuttuğu, sonra pandemi günlerinde yeniden hatırladığı o eski duygu. Bir video konferans ekranında başlayan, maske ardında büyüyen, mesafelerin kısıtladığı ama asla engelleyemediği bir filiz. Aşk sahiden bir tek çoraplar çekmecesi midir? Yoksa en çok zor zamanlarda, en çok beklenmedik anlarda mı boy verir? Ayrılığın adabından mıdır susmak, yoksa suskunluk bazen en gürültülü çığlık mıdır?
Eser, ilk bakışta birbirine hiç benzemeyen üç ayrı zaman diliminde geçiyor. İlki, yanan bir kütüphanenin külleri arasında bir şeyler arayan bir bilge. İkincisi, asırlık bir çınarın gövdesine dilekler kazıyan bir genç kız... Üçüncüsü ise pandemi günlerinde evine kapanmış, ekranlardan birine tutunan yalnız bir ruh.Yazar, bu üç hayatı öyle bir örüyor ki, aslında aynı ipliğin farklı renkleri olduklarını fark ediyoruz. Zaman kavramı yavaş yavaş eriyor, geçmişle bugün arasındaki duvarlar inceliyor. Ve bir yerden sonra şu soru yerleşiyor zihnimize: Gerçekten ayrı mıyız geçmiştekilerden, yoksa onlar hâlâ içimizde bir yerde mi yaşıyor?
Üç Zaman, Bir Nefes
MS 391, İskenderiye...
Bilginin