Dil Belası :)
10/10
·248 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 10:26
Kitab’ı okuyun okuduk’tan bir ay sonra bir daha okuyun,okuyun ki dil denilen organın başınıza ne tür çoraplar örebileceğini görüp idrak edebilesiniz.Allah öncelikle yazan’dan sonra’da yazıyı dilimize çevirenden razı olsun güzel kitap…
Hayata Dair
Dilin Afetleriİmam Gazali · Çelik Yayınevi · 201617bin okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2026 38. kitabı
Vurun Kahpeye, Halide Edip Adıvar’ın ikinci romanı. Kitap idealist bir öğretmen olan Aliye’nin milli mücadele döneminde Anadolu’ya gidip orada öğretmenlik yapmasıyla başlıyor. Aliye idealist olduğu kadar güzelde. Onun güzelliği çevresinde kötü niyetli insanların var olmasına neden oluyor. Aliye’yi kendine isteyenler çoğalıyor ancak Aliye hiç birine yüz vermiyor. O reddettikçe ona kinlenenler öğretmenin kuyusunu kazmaya, onun başına çoraplar örmeye başlıyor. Kuvay-ı milliyeci Tosun Bey bu köye gelip onları Yunan saldırılarına karşı koruyacaklarını ancak haraç alacaklarını söylüyor. Bu sırada Tosun Bey ve Aliye öğretmen birbirine aşık oluyor. Tüm köye nişanlandıklarını duyuruyorlar. Bunu duyan ve çekemeyenler Yunan komutanlara gidip kendi köylerini işgal için yol gösterici oluyorlar. Yunanlar verilen bilgilerle köyü işgal ediyor. Ancak gelen Yunan komutan da Aliye’ye kör kütük aşık oluyor. Aliye’nin sonu beni o kadar üzdü ki okurken ağladım. Halide Edip milli mücadele yıllarında Anadolu’da çok gezmiş. Bu hikayelerin gerçek olması çok yüksek ihtimal. Okuduklarım ruhumu daralttı. Bu yüzden okurken çok zorlandığım bir eser oldu. Konusu çok güzel, kitabın dili çok güzel, karakterlerin işlenişi çok güzel ancak kitap çok gerçek. Halide Edip karakterleri o kadar güzel ve doğru işlemiş, içimizde ki hainleri o kadar güzel tasvir etmiş ki okurken karaktere kinlendim resmen. Belki de bu kadar etkilenmemin en önemli nedeni Hacı Fettah Efendi, Kantarcıların Uzun Hüseyin gibi insanların toplumumuzda hala var olabilmesi. Kendi çıkarları için topraklarını Yunanlara işgal ettirenlerin, kendi çıkarları için ülkelerini sata insanların hala var olması ne kadar acı…
Vurun KahpeyeHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 201913,7bin okunma
Reklam
Balıkçı !
Puan vermedi
Ortaokuldayken , rengarenk opak çoraplar giyen çılgınca bir Türkçe öğretmenim olmuştu kısa bir süreliğine…Ege’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek kitabını okutmuştu bize, hala durur baba evindeki kütüphanedeBen o kitabı evire çevire defalarca okudum, özellikle bazı öykülerini…Sonra zaman içinde Aganta Burina Burinata , Mavi Sürgün ve diğerleri…Hatta üniversitede bir dergi için yazılar hazırlarken ilk yazım yine Halikarnas Balıkçısı üzerineydi Okuduğumuz bir kitap, bir isim nerelere götürüyor bizi …Ya ben nasıl tutkun olmayayım edebiyata! . Mavi Sürgün ‘ü de bir yıl önce almışım , kısmeti bugüneymiş.Aslında biraz şaşırttı beni , ben Bodrum’da bir sürgün hayatı beklerken kitabın ikinci yarısından sonra başlıyor Bodrum hayatı .Bu arada Bodrum ismini şövalyelerin inşa ettiği Saint Peter Kalesinden alıyormuş .Petrium olmuş Bodrum ! . Kitap ,yazarın İstanbul’daki , minyatürler tezhipler yapıp gazetelerde yazılar yazdığı günlerde başlar.Üsküdar’da , kıt kanaat yaşayan evli ve bir çocuk babasıdır. Bugünlerde yazdığı bir yazı yüzünden İstiklal Mahkemesinde yargılanmak üzere Ankara’ya götürülür.İdam beklerken Bodrum’da kalebentlik cezasına çarptırılır ve 4 ay kadar süren bir yolculuğun ardından Bodrum’a varır.Ev tutup avludan denizi gördüğü , kumları avuçladığı anlat eminim edebiyat tarihine geçecektir. 1,5 yılın ardından cezasını tamamlamak üzere İstanbul’a gönderilir ancak asıl sürgün şimdi başlamıştır. . Cezası dolar dolmaz Bodrum’a koşar , artık birlikte anılacakları dönem başlar ve 25 yıl boyunca, çocukları büyüyüne kadar Bodrum’da kalır.Bodrum ‘u adeta cennete çevirir.Avrupa’dan fidanlar , tohumlar getirtir.Turunçgiller , çiçekler,palmiyeler onun sayesinde köklendi Bodrum’da. Sürgün Cevat Şakir’i tekrar doğurdu ve Halikarnas Balıkçısı adıyla ölümsüzleştirdi . Kitabı
İnsan ve Hayat
Mavi SürgünHalikarnas Balıkçısı · Bilgi Yayınevi · 20222,113 okunma
10/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2026 75. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2026 00:00
"SAKLI ZAMAN BAHÇELERİ" “Ben bir kenar mahallede büyümüş asırlık çınar ağacının gölgesi, o boğaz kenarında yetişmiş eflatun erguvan dalı... Vuslat bize mümkün değildi ki...” Bir çınar ağacının gövdesine açılan her yarık, aslında bir dilek kutusudur. Yüzyıllık ağaçlar kaç dilek saklamıştır? Kaç sevda, kaç özlem, kaç "keşke" o gövdede birleşmiştir? İnsanoğlu hep bir yerlere saklamıştır en derin arzularını. Taşlara, ağaçlara, mektuplara… Belki de dileklerin gücü, onları saklama biçimimizde gizlidir. Saklamadıklarımız da bir yerlerde saklanır mı? Belki de en çok saklamadıklarımız, en çok ortada bıraktıklarımız, en çok söyleyip unuttuklarımız birikir zamanın bahçelerinde. Ve aşk… Herkesin bir çekmeceye koyup unuttuğu, sonra pandemi günlerinde yeniden hatırladığı o eski duygu. Bir video konferans ekranında başlayan, maske ardında büyüyen, mesafelerin kısıtladığı ama asla engelleyemediği bir filiz. Aşk sahiden bir tek çoraplar çekmecesi midir? Yoksa en çok zor zamanlarda, en çok beklenmedik anlarda mı boy verir? Ayrılığın adabından mıdır susmak, yoksa suskunluk bazen en gürültülü çığlık mıdır? Eser, ilk bakışta birbirine hiç benzemeyen üç ayrı zaman diliminde geçiyor. İlki, yanan bir kütüphanenin külleri arasında bir şeyler arayan bir bilge. İkincisi, asırlık bir çınarın gövdesine dilekler kazıyan bir genç kız... Üçüncüsü ise pandemi günlerinde evine kapanmış, ekranlardan birine tutunan yalnız bir ruh.Yazar, bu üç hayatı öyle bir örüyor ki, aslında aynı ipliğin farklı renkleri olduklarını fark ediyoruz. Zaman kavramı yavaş yavaş eriyor, geçmişle bugün arasındaki duvarlar inceliyor. Ve bir yerden sonra şu soru yerleşiyor zihnimize: Gerçekten ayrı mıyız geçmiştekilerden, yoksa onlar hâlâ içimizde bir yerde mi yaşıyor? Üç Zaman, Bir Nefes MS 391, İskenderiye... Bilginin
Edebiyat
Saklı Zaman BahçeleriBige Güven Kızılay · İnkılap Kitabevi · 2026189 okunma
6/10
·64 syf.··
2026 77. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 16:04
İsminden anlaşılabileceği gibi bir acı-kader-tevekkül teması çerçevesinde olaylar geçmektedir. Eserde, ana karakter olan ve ortalığı karıştırıp insanları birbirine kırdırabilen hezarfen bir hizmetlinin, birbirini seven iki kişinin başına ördüğü çoraplar işlenmiştir. Bu olay örgüsü polisiye bir anlatı havasında merak unsurunu kullanarak akıcı olacak şekilde ele alınmıştır. Eserin güzel yanı ise Ahmet Mithat Efendi'nin bir Christopher Nolan edasıyla olayların sonunu en başında yazıp kitabın sonunda olay örgüsünün başına tekrar dönmesidir. Kitabın önsözünde okuyucuyu selamlaması da yüzyılları aşan bir selamlama olmuştur. Aynı zamanda bir leitmotif olarak "Ölüm var, ayrılık yok, ölüm Allah'ın emri" cümlesi vurgulanmış ve kitabın adını oluşturmuştur. Olay örgüsündeki mektupların da olduğu gibi anlatıya dahil edilmesinin de edebiyatımız açısından ilerici bir tutum olduğunu vurgulamak gerekir. Ölüm Allah'ın Emri Ahmet Mithat Efendi
Edebiyat & Roman
Ölüm Allah'ın EmriAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20242,298 okunma
Hayvan Mezarlığı
6/10
·375 syf.··
2026 4. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2026 18:00
Bu kitap korkutmaktan çok rahatsız etti. Sevdiklerini kaybetmek, bunu kabullenememek, yas ve ölüm temaları insanın içine oturuyor.. yüzleşmek istemediğim duygularla baş başa bırakıldım ve ben olsaydım nasıl başa çıkardım diyerek düşündürdü. Çünkü anlatılan şey öyle uzak bir kurgu değil; hepimizin yaşadığı ya da bir gün yaşayacağı duygular.. Ama iş karakterlere gelince sinir katsayısım arttı. Özellikle Louis… “bir dur, bir düşün” demek istedim. Evet acılı bir baba, bir insanin acı karşısında aklını nasil kaybedebileceginin de bir örneği ama kararları o kadar yanlış ve inatçıydı ki, bir noktadan sonra empati kurmak imkansız hale geldi. Ailenin ruh hali ortada al karını kızını gidin bir terapiye. (ayrıca bir kere hortlak gördüğüm bir yerde asla duramazdımm) Rachel ise kitap boyunca bana en ağır gelen karakter oldu. Travması, kırılganlığı ve yaşadıkları çok gerçekti. Hikâyedeki yas ve acı duygusu en çok onun üzerinden geçiyor ve bence kitabın en güçlü tarafı da bu. Jud konusunda ise pek bir şey hissedemedim açıkçası. Kendince iyilik mi yaptın yani?? Hikâye ilerledikçe olan bitenle birlikte karakterlere bakışım daha da sertleşti. Kitabın dili ise genel olarak ağır ama akıcı. Özellikle başları bana baya sıkıcı geldi, yavaş ilerliyor. Belli bir yerden sonra tempo artıyor ve kitap akmaya başlıyor. Zaten o noktadan sonra okurken sürekli başımıza şimdi ne çoraplar öreceksin Louis diye diye devam ettim.. Final kısmı ise beni tatmin etmedi. Kitap güçlü bir psikolojik gerilim kurmasına rağmen, bitirdiğimde “bu kadar mı?” hissi kaldı. Bir şeyler eksik gibiydi. Yine de tema, atmosfer ve verdiği rahatsız edici duygu açısından fazlasıyla akılda kalıcı etki bırakan bir kitap. Hayvan Mezarlığı Stephen King
1000Kitap
Hayvan MezarlığıStephen King · Altın Kitaplar · 201914,5bin okunma
Reklam
Reklam