En kabuğuna çekilmiş, sert kimseler de sonunda insandır. Bu gibilerin “sessiz deniz”lerine cüretle, iyi niyetle dalıvermek çoğu zaman, onlara dünyanın en büyük iyiliğini yapmaktır.
“Bir insanın kendi yaradılışının eğilimlerine karşı koyabilmesi zor iştir,” dedi. Ama, yapılabilir: Kendimden biliyorum bunu. Tanrı bize, bir dereceye kadar, kendi yazgımızı yazabilme gücünü vermiş. Arada canımız bize yasak olan bir besini çeker, ayaklarımız bizi yanlış yollara sürüklemeye çalışır. Böyle zamanlarda ne ruhumuzu perhize koymaya gerek var, ne de durağan kalmaya. Yapacağımız iş ruhumuza başka türlü bir besin bulmaktır: Yasak olan meyve kadar doyurucu, ama daha temiz, daha yararlı bir şey. Ayaklarımızı daha doğru bir yola çevirmeliyiz: Öteki yoldan daha çetin bile olsa aynı derecede geniş, oyalayıcı bir yol bulunabilir...
Tanrı’nın her yerde var olduğunu biliriz; ama O’nun varlığını en çok, yapıtlarını gözlerimizin önünde bütün görkemiyle gördüğümüz zaman duyarız. Gecelerin bulutsuz göklerinde. O’nun yarattığı dünyaların sessiz sedasız dönüp savrulduklarını seyrettikçe Tanrı’nın sonsuzluğunu, sonsuz kudretini, her yerde varoluşunu en açık biçimde algılarız.
Sevgili okurum, benim o anda çektiğim acıyı Tanrı sana çektirmesin! O anda yüreğimden sökülerek akan o çılgın, kavurucu gözyaşları senin gözlerinden hiçbir zaman akmasın. O anki dualarım kadar umutsuz, azap dolu dualar senin dudaklarından hiçbir zaman dökülmesin. Benim gibi bütün varlığınla sevdiğin insana kötülük etmek zorunda kalmanın acısını, umarım, sen ömründe asla tatma!