6/10
·864 syf.··
2018 35. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2018 00:00
Donna Tartt, az ama öz yazan bir isim. Kasıt şu; Bir röportajında okumuştum. Cümle cümle yazmayı yeğlediği için uzun sürüyormuş bitirmesi. O sayede, kalınlıklarına rağmen nadir yersiz cümle ve konuya rastlarsınız. Tartt’ın “Gizli Tarih” romanına bayılmıştım. Saka Kuşu’nun da aşağı kalır yanı yok. Saka Kuşu, kitap kapağının üstündeki tablo “Carel Fabritius’a ait. 1654’te yapılmış “Goldfinch” tablosu, ressamın yangında kurtarılan tek eseri ve roman bu eser üzerine kurulu. Saka Kuşu’nu okumak istememin iki büyük nedeni var: İlki “sanatla ilgili oluşu”, ikincisi ise, Pulitzer Ödülü almış olması (bu ödülün prestijine güvenmişimdir hep.) ⠀ Roman, bir patlamada annesini kaybeden ve oradan oraya savrulan küçük Theodor’un yaşamını konu ediniyor. Fabritius’un “Saka Kuşu” tablosu beklenmedik bir şekilde eline geçer ve annesini kendine hatırlatan bu hatırayı türlü olaylara rağmen koruma çabasına girişecektir. Saka Kuşu tablosuna baktığımızda, duvara zincirlenmiş halkanın kuşun ayağına geçirildiğini görüyoruz. Uçmayı seven bu hayvanın özgürlüğünün kısıtlanmasına vurgu yapan ressam, aynı şekilde yazar da Theo’yu tabloya görünmez bir zincirle bağlayıp mahkum ediyor. Oldukça güzel bir roman. Merve Sevtap Ilgın’ın çevirisi de çok başarılı. Lütfen kapağın üstünde “Uluslararası Bestseller” yazan yazıya takmadan okuyun. Bu öykü aktıkça, birçok ressamında adı geçiyor ve kendimizden geçiyoruz tabii: Constable, Dore, Corot, Watteau, Millias, Claesz, Van Goyen, Jan Weenix, Steen ve Van Der Ast...
Saka KuşuDonna Tartt · Pegasus Yayınları · 2016805 okunma
3/10
·328 syf.··
2026 1. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2026 19:33
Orijinal ismi olan "Çocuklar" (die Kinder) ile Türkiye pazarına çıkış yapmış olsaydı okuyucuları daha az yanıltacağından emin olduğum bir kitap. Ne kitabın arka kapak yazısından ne de isminden, konusunun böyle olabileceğini düşünebilirsiniz zira. Bir kitabı okumaya başlamadan önce hepimizin ilk başvurduğu yerin arka kapak yazısı olduğunu düşününce buraya biraz daha açıklayıcı yazılar kaleme almaktan kimseye zarar gelmez diye düşünüyorum. Wulf Dorn'un kaleme aldığı Travma adlı bu kitap, bir kaza sahnesiyle başlangıç yapıyor. Kitabın arka kapak yazısı da bu cümleyle başlıyor: "Laura Schrader ıssız bir dağ yolunda, kaza yapmış bir araçtan kurtarılır." Laura'nın kaçtığı köydeki herkesin kaybolmuş olması ve kaza yapmış aracının bagajındaki çocuk cesedi polis memurlarını şüphelendiriyor ve Laura'yı sorgu odasına alıyorlar. Ne var ki anlattıkları, insan zihninin kabul sınırları dışında, gerçekleşmesi mümkün olmayan olaylar. Kitabın konusu genel hatlarıyla bu. Laura'nın sorgu odasında polis memurlarıyla arasında geçen konuşmalardan ve Laura'nın aktardığı anılardan ibaret. Birkaç sayfada olaydan kopuk ve bağımsız gözüken bazı olaylar var ancak bunları ileriki bölümlerde anlamlandırmaya başlıyorsunuz. Kitabın arka kapağındaki yazı da bundan fazlasını vermiyor size. Ancak ben size vereyim: Kitap, çocuklarla ilgili. Spesifik olmak gerekirse, yetişkinlerden intikam almak isteyen çocuklarla. Kitabın hiçbir yerinde yazmamasına rağmen bu bilgiyi edinmeniz kitabı okumaya karar vermeden önce çok önemli aslında. Eğer ben bunu biliyor olsaydım bu kitabı okumaya hiç başlamazdım çünkü bu kitaptan aradığım şey bu değildi. Bu yüzden diyorum, bir kitap pazarlıyorsanız en azından reklamı düzgün yapılmalı diye. Okuyucuyu yanıltan açıklamalarla ilgi çekmeye çalışıyorsunuz ama bilakis
TravmaWulf Dorn · Pegasus Yayınları · 20172,838 okunma
Reklam
Kaybettiğim zamanı geri istiyorum…
5/10
·704 syf.·
2026 15. kitabı
Kitabın ilk 100 sayfası biraz ağır geçti kurunun düzenine bakarsak ya da belki bana ağır geldi ama yakınlaşma sahneleri de aşırı hızlı oldu ve çok gereksizdi bence o kısım. Durağan sahneler çok fazla var uzun uzun duran şeylerden detaylardan bahsediliyor ama aksiyon kısmı bir anda geliyor ve bir anda bitiyor. Keşke durağın sahneleri biraz daha azaltıp aksiyona giden kısımları biraz daha ele alsa yani mevcuttaki durağın olayı günlük işlerini anlatırken oraya sokacağı aksiyonla bağdaştırıp da devam ettirse belki çok daha iyi olur ama yani biz mevcutta durağın bir sahneyi okurken bu kurguya ne kattı derken bir anda aksiyon sahnesine doğru atlıyoruz. Gerçekten çok hızlı geçişler var yani karakterlerin yakınlaşma olayların oluş süreci sahneler bir anda gelişiyor gibi acaba arada atılan kısımlar mı var ya da sayfa sayısını netleştirmek için attığı kısımlar mı var diye düşünmeme sebep oluyor. Bir olayı okuyoruz ne olacak devamında nasıl gelişecek demeye gerek kalmadan sahnenin ortasına düşüyoruz. Kitap boyunca da bu durum çok fazla değişmedi. Bazı yerlerde sahne başlıyor ahsen bir şey düşünüyor kendi kafasında olanlara dair sonra sahneye bir anda biri daha giriyor ama biz onun kim olduğunu 4 -5 paragraf sonrasında anlıyoruz. Yani neden böyle olması gerektiği asla kafam almadı. Kurgu gerçekten çok güzel arkasındaki mantık çok güzel ama olayların işleniş şekli gerçekten olmamış, sonlara doğru özellikle yedinci oğlun dönüşümü geçmiyor. Onur ve Ahsen’in arasındaki ilişki asla geçmiyor ne ara bu kadar aşk dolu oldunuz onur ne ara bu kadar aşk böceği oldu. Kesinlikle anlamadım. Çiçek karakterinin kurguya nasıl bir katkısı vardı sonundaki o sözleri iyi adam olma durumu ne kadar gereksizdi böyle bir şeye asla gerek yoktu. Kitabın bence en iyi karakterlere Pars ve Maze’ydi ama
Edebiyat
Yedinci OğulMerve Akyüz · Dokuz Yayınları · 2025175 okunma
1/10
·464 syf.··
2026 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2026 22:42
Ben bir sürü roman okudum kurgu okudum ama bu kadar kötü görmedim. Biraz ergen kitabı okey ama mesela 20 yaşında bir kız durduk yere neden abisi ve sevgilisi varken sandalyeye çıkıp şarkı söyler bunu da arkadaşları eski sevgilisini arkada bayıltıp kaçırırken abisigil farketmesin diye yapıyor böyle bir saçmalık mı var. Karakterler de her boka partner yapılıyor her oyunda sancakla mahira eş olsun o zaman deniyor.bi garip yani son 30 sayfa kalasıya bıraktım daha fazla cringe olay okuyamicam
KızıltepeHazal Aba · Lapis Kitap Yayınları · 2024475 okunma
O İnciler Artık Benim Kaderim!
9/10
·92 syf.··
2026 9. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2026 11:50
Bazı kitapları ele alıp okuduğunuzda ilk baştaki o Umutsuzluğu, çaresizliği, yalnızlığı, tükenmişliği görüp kitabın sonunu kendiniz yazarsınız. John Steinbcek 'in İnci adlı eserinde de sonunu ben kendim yazdım. Kısa ama derin bir kitap olan bu eserde akıcı bir anlatımı sayesinde bir çırpıda okuyabileceğiniz bir kitaptır. Eserde Kino adlı adamın başından geçenler anlatılır. kino evli ve bir bebeği vardır. Atalarından gelen bir yaşam sürmektedir. Bir kıyı kasabasında yaşayan Kino, zamanını denizde inci bulmaya çalışarak geçirmektedir. Bir gün oğlu Coyotito'yu akrep ısırması sonucu doktora giderler fakat doktor paragöz olup gelen fakir insanları hiç takmamaktadır. Uşağına evde olmadığını söyleyip onları kapıdan geri çevirir. Bu çaresizlik sonrası eşi Juana' nın o sırada tanrıdan tek dileği vardır: Bir İnci bulabilmektedir. Çok büyük bir inci bulurlar fakat Kino'nun hayaleri hiç de istediği gibi gitmeyecektir... Bu kitap öncelikle insanların inanışları göze çarpmaktadır. Bulunan incinin lanetli olduğu inanışı gerçekten de sonu hüsaran ile biter. Bizler olması istediğimiz veya istemediğimiz şeyleri kendi zihnimiz ile yönlendirmekteyiz. İkinci olarak insanların kendi çıkarları için senin varlığını bilip bilmediği vardır. Burada doktorun başta parası olmadığı için çocuğu tedavi etmesini reddetmesi ve beraberinde incinin bulması ile birlikte hiçbir şey olmamış gibi yalan konuşup çocuğu tedavi etmeye çalışması söz konusudur. Kino yaşadığı yoksluk neticesinde paranın, malın kendisine gelmesinin beklemesi söz konusudur. İnsanın kurduğu halayler ile bir yandan da var olan gerçeklerin çatışması vardır. Kino, inciyi bulması ile kurduğu hayler ve beraberinde getirdiği hayal kırıklığının yerine gerçekler alacaktır. Bir başka nokta ise insanların zalimliği, kötülüğü söz konusudur.
Alıntı
İnciJohn Steinbeck · İletişim Yayınları · 202349,9bin okunma
3/10
·416 syf.··
2025 19. kitabı
“Aşırı bir heyecanla başlamıştım. Yazar sevdiğim biri olduğu için çoğu şeyi sürekli görmezden geldim; fakat suikastçı okulu, damga sistemi gibi güzel bir sistem varken ben okula giriş sürecini, sınavları, testleri bekliyordum. Her şey şıp diye oldu; kız okula direkt girdi. Okulu neredeyse düzgün bile görmedik. Kitap sanki ‘ben okura yakışıklı bir erkek karakter vereyim (Kant), onlar da onunla ilgilensin’ diye yazılmıştı. Kant’a insan olsaydı anlarımda igrenç biri .Ben gerçekten anlamadım. Mükemmel bir kurgu, saçma bir şekilde harcanmıştı.”
Raven SuikastçısıSelin Solaris · Martı Yayınları · 2025604 okunma
Reklam
Reklam