Puan vermedi·252 syf.·
2025 335. kitabı
Zor günlerin insan vucüdünda bulununan farklı etkileri ve ince ruhları nasıl etkilediğini gözler önüne seren seffaf bır kadar da keyıfli bır sağlık kıtabını Ya Ben Yoksam? gerıde bıraktık "Geçmiş zaman da her nee sebeple olursa olsun, sağlıkları nedeniyle geçmişteki kimliklerinden çok şey yitirmiş olan bu kişiler, benliğin geride kalanlarla da varlığını sürdürdüğünü kâh şaşırtıcı kâh üzücü deneyimlerle ortaya koyuyor "Ya Ben Yoksam? Benliğin Labirentinde Bir Gezinti” şizofreni, otizm, Alzheimer, epilepsi, Cotard sendromu gibi çeşitli hastalıklara ilişkin en yeni sinirbilim araştırmalarının ışığında insanın benlik algısını araştıran keyıfli bır çalışma okur için #k:116626? Benliğin Labirentinde Bir Gezinti sinirbilimin benlik algımıza ilişkin bulgularını renkli bir anlatımla sunuyor #iyi #okumalar olsun Ya Ben Yoksam?
Araştırma-İnceleme
Ya Ben Yoksam?Anil Ananthaswamy · Yapı Kredi Yayınları · 201877 okunma
Puan vermedi·252 syf.··
2025 3. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2025 21:29
“Ya Ben Yoksam? Benliğin Labirentinde Bir Gezinti” tam anlamıyla insanın kendisini, bilincini ve varoluşunu sorgulatan bir kitap. Anil Ananthaswamy, hem bilimsel hem de felsefi bir bakış açısıyla benlik kavramını inceliyor. Kitap boyunca, nörolojik rahatsızlıkları olan bireylerin deneyimleri üzerinden “Ben kimim?” sorusuna yanıt arıyoruz. Beynin işleyişi, bilinç, kimlik ve benlik algısına dair ilginç vakalar anlatılıyor. Özellikle, şizofreni, Cotard sendromu (kişinin kendini ölü sanması) veya beden algı bozuklukları gibi durumlar, benlik algısının ne kadar kırılgan olabileceğini gösteriyor. Yazarın dili akıcı ve anlaşılır, hatta karmaşık bilimsel konuları bile sürükleyici bir şekilde anlatıyor. Sadece akademik bir metin gibi değil, aynı zamanda kişisel bir keşif yolculuğu hissi de veriyor. Eğer bilinç, beyin ve benlik ilişkisi üzerine düşündüren, hem bilimsel hem de felsefi bir kitap arıyorsanız kesinlikle okunması gereken bir eser.
Ya Ben Yoksam?Anil Ananthaswamy · Yapı Kredi Yayınları · 201877 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·378 syf.··
2021 67. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2021 21:24
Psikoloji, sadece alanında uzman kişileri değil, herkesi ilgilendirir. Ruhu olanın, psikolojisi de olur. Bu sebeple, psikolojiyi anlamak, insanı anlamaktır. Karşımızdaki insanların normal davranışlarını anlayabilsek bile anormal diye nitelendirilen davranışları karşısında paniğe kapılırız. Birden koşmaya başlayan iri cüsseli birisi bize ilk etapta komik bir görüntü verse de, sonraları ürkütür çünkü nedenini bilmediğimiz her şeyin sonucu aslında istediğimiz gibi olmayabiliyor. Küçük bir çocuğun sokağa işemesine gülebiliriz ama yetmiş yaşında bir dede sokakta işerse, aklını yitirdiğini düşünebiliriz. Eşini döven bir hayduta alışkınız ama kendini tokatlayan bir kadın gördüğümüzde irkilir ve müdahale etmek isteriz. Bir erkekle bir kadının öpüşmesini normal karşılarız ama kardeş olduklarını öğrendiğimizde tiksinti duyarız. Uzun lafın kısası; nedeni bilirsek, sonuca bakış açımız ona göre değişkenlik gösterir. Psikolojide her şeyi bilmek mümkün değil, normal insan davranışları da reyting getirmiyor, insanların uçlardaki durumlara ilgi gösterdiğini düşündüğümüzde, bunun için güzel bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Nadir görülen az sayıda psikiyatrik sendromlar.. Hayatımız boyunca hiçbiri ile karşılaşmasak bile, sendromları bilmekten ne zarar gelir ki.. Neticede adaletle de karşılaşmıyoruz ama ne olduğunu az çok biliyoruz. Şovu bırakıp kitapta yer alan sendromların kısa tanımlarına geçelim; 1- Capgras Sendromu: tanıdıkların/akrabaların yerine, onlara çok benzeyen sahtekarların geçmiş olduğuna dair sanrılarla karekterize bir sendromdur. 2- De Clerembault Sendromu: bireyin-genelde kadınlar- özgül bir şekilde başka birinin kendisine aşık olduğuna inandığı, ayrıntılı ve düzenli sanrıyla belirgin nadir görülen bir sendromdur. 3- Otello Sendromu: saplantılı bir şekilde kıskanma,
İlginç Psikiyatrik SendromlarM. David Enoch · Okuyan Us Yayınları · 201396 okunma
9/10
·97 syf.··
2020 303. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2020 14:57
Günümüz dünyasında yeni nesil teknolojiyle geliştirilen ve tasarlanan iletişim araçları ve elektronik cihazlar âdeta birbirleriyle yarışıyor. Akıllı mobil cihazlar -eğer doğru kullanırsak- teknolojinin bize sunduğu çok pratik ve faydalı ürünler. Ancak bazen akıllı telefon ve tablet kullanımı iletişim kurma, sosyal medyayı takip etme, birtakım şeyler paylaşmanın dışında tehlikeli bir bağımlılığa dönüşebiliyor. Pınar Dündar “Selfiniz Sizi Nereye Çekiyor?” başlıklı yazısında günümüzde özellikle gençler arasında hızla yayılan ve âdeta bir çılgınlığa dönüşen selfilerin özellikle kişilik bozukluğu olan insanlarda kendilerine zarar verecek derecede bir bağımlılığa nasıl dönüşebileceğini gözler önüne seriyor. “Mavi Işığın Karanlık Yüzü” başlıklı yazımızda ise akıllı cihazların bir başka tehlikeli yönünden bahsediyoruz. Uyumamız gereken saatlerde elektronik cihazların dijital ekranlarından etrafa yayılan parlak mavi ışığa maruz kaldığımızda sağlığımızın ve beynimizin kimyasının nasıl bozulduğunu ele alıyoruz. Özlem Ak “Cotard Sendromu: Var mıyım? Yok muyum?” başlıklı yazısında nadir görülen tuhaf beyin hastalıkları dizisine devam ediyor ve ölü olduklarını zanneden insanların neler yaşadığını anlatıyor. İlay Çelik Sezer Nobel dizisinde bu ay Nobel Kimya Ödülü alan moleküler makineler ile ilgili çalışmalara yer veriyor. Ali Sinan Sertöz bu ayki matematik serüvenine Fransız bilim tarihinin en çok eser bırakan isimlerinden Siméon Denis Poisson’un hikâyesi ile devam ediyor. Evrenin en boş yerini, e-devlet alanında yeni bir gelişme olan mobil devlet kavramını, kalem ve kâğıt kullanarak elle yazı yazmanın öğrenme üzerindeki etkisini konu alan diğer yazılarımızı da zevkle okuyacağınıza eminiz. Özlem Kılıç Ekici
1000Kitap
Bilim ve Teknik - Sayı 589 (Aralık 2016)Bilim ve Teknik Dergisi · Tübitak Yayınları · 201621 okunma
10/10
·400 syf.·
2020 76. kitabı
Geçmişten bu güne beynin keşfedilişinin gerçeğe dayalı hikayelerle anlatılışı, evet ana fikir olarak bunu söyleyebilirim. Bunun yanında, dikkatimi fazlasıyla çeken şeylerden biri, beynin farklı bölgelerinden aldığınız hasarlar farklı tepkilere neden oluyor, örneğin arka lobdan alınan hasar görme kaybına neden olurken, ön lobun arka kısmına yakın olan ve broca alanı olarak kabul edilen kısımdaki bir hasar, konuşma yetisinin kaybına neden olabiliyor. Yine beyindeki korpus Kallosum adlı bölgenin olmaması ya da alınması sonucunda, sağ ve sol lobun birbirini tamamlamak yerine birbirinden bağımsız bir şekilde çalışabiliyor. Şakak lobu lezyonları sonrasında, insanların cinsel yönelimleri aniden homoseksüelden heteroseksüele ya da tam tersine çevrilebiliyor. Hatta, beyninin bir bölümünde tümör bulunan bir hasta, ensest ilişkiye yöneliyor ve tümör alındıktan sonra yeniden eski yaşamına dönebiliyor. Bir süre sonra davranışları enseste kaydığında ve hasta, doktora göründüğünde tümörün yeniden, büyümeye başladığı görülüyor. Beyin hasarları sonrasında hafıza kayıpları, odaklanamama, yetenek kaybı, kaba saba biri olma, kısaca o eski kişi olamama durumları gerçekleşiyor. Diyelim ki beynin denge ile ilgili bölümünde bir sıkıntı oldu, yürümekte ya da bir şeyleri kavramakta zorluk çeken biri için, hele ki ortaçağda türlü yorumlar yapılabilecekken bunu bugün açıkça, zihnin bir bölümünün işlevinin bir şekilde yerine getirilemeyişi olarak tespit edilebiliyor. Hatta kendilerini ölü olarak hissedebilen bireylerin varlığı ve bu noktada inançlarının sağlamlığı cotard sendromu olarak adlandırılmış, ilk kez beyinle ilgili bir kitap okudum ve fazlası ile zevk aldım. ilgililer için keyifli bir kitap olacağını düşünüyorum.
İnsan Beyninin GizemiSam Kean · Kolektif Kitap Yayıncılık · 2016265 okunma
8/10
·360 syf.··
2019 5. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2019 04:33
SPOILER İCEREBILIR Birbiriyle içiçe daha doğrusu grift halde anlatılan olayları keyifle okurken bulmaca çözer gibi hissettim kendimi. Suzan tecavüze uğradıktan ve ailesi tarafından kendisini öldürmesi istendikten sonra yaşadığı şehri terketmeye karar verip, trenle İstanbul'a doğru yola çıktığında, kitabın gidişatıyla ilgili beklentim bambaşkaydı. Ama yazar, gelişme ve sonuç bölümleriyle sürprizler yaparak beni şaşırttı. Bu kitap için üç ayrı değerlendirme yazıp sildim. Kitap sanki bir sürü parçadan oluşuyor ve ben bunları toparlayamayacakmışım gibi hissettim. O nedenle de iki bölüme ayırdım okuduktan sonra. İlk bölüm Zakir'den öncesi ikinci bölüm ise Zakir'den sonrası. Zakir'den öncesini okurken büyük keyif aldım. Aslında kitabın genelinde, aşk, şiddet, korku,yardımlaşma, mutluluk oldukça etkileyici dile getirilmiş. Bir dedikodu yüzünden karısını öldüren Muhacir Ayhan olayı ile yine bir yalan, kışkırtma yüzünden meydana gelen hep içimiz sızlayarak okuyup hatırladığımız 6-7 Eylül olaylarının sebep-sonuç ilişkisiyle birbirine bağlanarak anlatılması kitabın ders verir nitelikte bölümlerinden biriydi. Zakir'den sonrası ise büyülü bir dünyaydı sanki. Bu bölüm, sonlarına doğru çok eski zaman dilimine götürüyor okuyucuyu. Otomatonlar günümüzde daha ileri teknolojiyle halen var olsa da, insanlaşan robotlar gerçeküstü ama ilgi çekiciydi. Kitap sayesinde "Cotard Sendromu" dan haberdar oldum, bunu bilmiyordum ve bana çok ürkütücü geldi. Ayrıca, yüzyıllar önce yaşamış olan El-Cezeri hakkında bilgi sahibi oldum. Yazarimızın anlatımını çok beğendim, hayalgücü müthiş. Kitap altı çizilecek cümlelerle dolu, bir kısmını not almadan geçemedim. Çok sevdiğim ve yaşadığım şehir olan İstanbul için, "Istanbul bir mekan değil bir zaman dilimiydi" (syf 167) diyor ve ne çok şey anlatıyor
Edebiyat
Hatırlaİsmail Güzelsoy · Doğan Kitap · 2018464 okunma