8/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 21:03
Bazı kitaplar okurken insanı başka bir coğrafyaya götürür ya, işte Taştan ve Kemikten beni doğrudan kutupların ortasına bıraktı. Buzun sesini, rüzgârın sertliğini ve açlığın ağırlığını hissettim. Başkarakterimiz Uqsuralik, kutuplarda yaşayan bir İnuit kadını. Bir gece buzun aniden kırılmasıyla ailesinden kopuyor ve kendini sonsuz beyazlığın ortasında yapayalnız buluyor. Sonrası ise hayatta kalmanın, yeniden tutunmanın ve vazgeçmemenin hikâyesi. Yazar bir yandan Uqsuralik’in yaşam mücadelesini anlatırken bir yandan da İnuitlerin dünyasının kapılarını aralıyor. Çiğ et yiyen, avcılıkla yaşayan, şaman geleneklerine inanan ve doğayla kadim bağlar kuran bu topluluğun yaşam biçimini uzun uzun okuyoruz. Bu sayede sadece bir karakterin hikâyesini değil, bambaşka bir kültürü de tanıma fırsatı buluyoruz. Masal ile gerçeklik arasında salınan bu romanın en güçlü yanı atmosferi. Öyle ki bazı sayfalarda gerçekten üşüdüğümü hissettim. Hem sert hem şiirsel, hem yabancı hem de tuhaf bir şekilde tanıdık bir kitap. Ben çok sevdim.
Taştan ve KemiktenBerengere Cournut · Can Yayınları · 2021140 okunma
9/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2023 133. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Ekim 2023 12:56
"Elma" Enis Batur’un edebiyat anlayışını en yoğun biçimde yansıtan eserlerden biridir. Sanat tarihi, felsefe, erotizm, hafıza ve kültürel yabancılaşma üzerine kurulmuş düşünce metni niteliğinde. Halil Şerif Paşa ile Fransız ressam Gustave Courbet arasında kurulan tarihsel ve estetik bağ, kitabın odak noktası. Kurgu; Courbet’nin dünyaca ünlü ve uzun yıllar sansüre uğramış tablosu L’Origine du Monde etrafında gelişiyor; bedenin sanattaki temsili üzerinden medeniyet, ahlak ve bakış kavramlarını sorgulanıyor. Kitap, olay örgü kalıbının aksine parçalı anlatım, çağrışım zincirleri, denemeye yaklaşan iç sesler ve kültürel göndermelerle ilerliyor. Bu nedenle "Elma" sürükleyici olaylardan ziyade düşünsel yoğunlukta. “Elma” imgesi yalnızca yasak meyveyi değil; bilgiyi, arzuyu, düşüşü ve insanın kendine yabancılaşmasını temsil eden bir semboldür. Batur’un dili son derece entelektüel, şiirsel ve ağır; okuru pasif takipçi olmaktan çıkarıp, metnin içinde düşünmeye zorluyor. Okura hazır cevaplar vermek yerine sanatın sınırlarını, estetik algının toplumsal baskılarla nasıl şekillendiğini ve modern insanın parçalanmış zihnini hissettiriyor. Özellikle Doğu ile Batı arasındaki kültürel gerilim, Osmanlı elitlerinin Batı sanatına duyduğu hayranlık ve bunun yarattığı kimlik kırılması, kitapta derin bir alt metin. Enis Batur’un anlatım üslubu zaman zaman akademik bir makale ciddiyetine yaklaşırken, bazı bölümlerde şiirsel ve neredeyse düşsel bir tonda. Bu da "Elma"yı kolay okunan bir roman olmaktan çıkarıp, üzerinde düşünülmesi gereken estetik bir deneyime dönüştürüyor. Türkiye’de postmodern anlatının en özgün örneklerinden biri olmasının yanında; sanatın sansürle, bedenle ve toplumla ilişkisini tartışan cesur bir edebî metindir. Özellikle edebiyat ile resim sanatını aynı düzlemde
1000Kitap
ElmaEnis Batur · Sel Yayıncılık · 201250 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
7/10
·255 syf.··
2020 327. kitabı
Francisco Goya, 18. ve 19. yüzyılın en büyük ressamlarında biri. Sanat Tarihi ile ilgiliyseniz, Goya için genelde “son büyük usta” denir. Resmin tarihine göz gezdirilince, söylenenlerin gerçekliği su götürmez. Hele ki, giderek modern sanat devrine yaklaştıkça. Goya, gerek tarzını, üslubunu, gerekse akademiye karşı duruşuyla sevip saydığım, saygı duyduğum birisi. Eserlerinin vurucu oluşuna, eleştirelliğine diyecek söz yok. Bence takdiri hak eden bir diğer yönü, inanılmaz çeşitli temalar çalışmış, belli kalıplara sıkışmayı reddetmiş. Goya’nın durumunda tek plana bağlı kalmak daha kolaydı; saray ressamı idi ve ömrünün sonuna dek o rahatlıkla yaşabilme seçeneğini reddediyor. Fransız işgaline maruz İspanya’sında yaşan Goya, Napoleon ve ordusunun ele geçirdiği ülkeyi ve tahtta, Napoleon’un ressamı olmaya kabul etmiş. İşgal sona erdiğinde ise, Engizisyon Mahkemesince yargılanmış boyun eğdiği için. Tüm bunlar bi kenara, sefalet ve yoksul çekmeden, popüler, tanınır bir ressam iken -Picasso gibi- gözlerini yumuyor. Sanatçı, son yıllarında cadı ve doğaüstü şeylere merak salıp çizmeye başlamış. Bu döneme dair üretilen “Aklın Uykusu Canavarlar Yaratır” eseri, en sevdiklerim arasındadır. Jean-François Millet ve Gustave Courbet köy yaşımına dair resimlerinden etkilenip, tuvale aktardılar. Ressamın hayatını merak ediyorsanız, Goya’s Ghost (Goya’nın Hayaletleri) filmi izleyebilirsiniz. Başrolde Natalie Portman ve Javier Bardem yer alıyor ve İspanya’nın en önemli sinema ödüllü “Goya Ödüllerinin” sanatçının isminden alındığını belirtip bitirelim.
GoyaBegüm Kovulmaz · Yapı Kredi Yayınları · 201117 okunma
8/10
·123 syf.··
2018 35. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2018 00:00
Kitap, Michel Foucault’nun 1971’de Tunus’ta verdiği bir konferans metni aslında. Kitaplaştırılmış. İyi ki yapılmış diyorsunuz, inanılmaz lezzetli bir bilgiler içeriyor; sanat tarihi, felsefe, sosyoloji ve diğer düşünce sistemleri hakkında. Foucault, Manet’nin, resim sanatı tarihinde, 20. yüzyıl modern sanatı başlatan kişi olarak gösterir. Manet’nin 13 tane eserini inceliyor kendisi. Özellikle “Demiryolu” eserinde, ressamın seyirciye oynadığı oyunu ifşa etme konusunda, inanılmaz bakış açısı ve perspektif tahlili ayrıntılarıyla gösteriyor. Manet’yi zaten muziplik ve oyunbaz ressam olarak çokça tarif ediyor. “Folies-Bergere’de Bir Bar” isimli tablosuna ise, Manet’nin perspektif çarpıklığına gönderme yapıyor. Tablo, akslarıyla seyircinin tek yerden değil, birçok yerden bakabilme ihtimaliyle çizilme hikayesini aktarıyor. Her ne olursa, harikulade bir düşünce bu bence. Mimes (doğanın taklidi) karşı çıkmıştır ressam. ⠀ Quattrocento’ya (Rönesans) döneminde ortaya çıkan sanatsal yaygınlıklardan biridir; bu tarz, mimari inşaların siyah-beyaz çizilmesi gerektiğini savunurken, mimarinin içinde, yanında bulunan insanların ise, kıyafetlerinin ise, kırmızı, yeşil ve maviye boyanmasına dayanır. “Balkon” isimli eseriyle, bunu tersine çevirir Manet ve insanlar siyah-beyaz iken, balkondaki panjurlar yemyeşildir. 1750’de seyircinin bakış açısı, mevcudiyeti ressamları sıkıntıya sokmuştur. Temsil edilen karakterlerin, seyircinin kendisine baktığı hissi, esere onu düşünerek üretme çabası, ister istemez yapaylığa neden oluyordu. Bu soruna karşı, Chardin, Courbet ‘ye kadar bazı ressamlar, çözüm olarak çizdiği karakterlere “dalgınlık” hissi vererek çözüm aramışlardır. Eylemle meşgul olan resimdekiler, dalarak seyirciyi unutur. İkinci durum ise, seyirciyi tuvalin içine çekmektir. Courbet
ManetMichel Foucault · İletişim Yayıncılık · 201857 okunma
9/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 19:45
Uqsuralik, Kuzey kutup dairesinde yaşayan unuit bir genç kız. Bir gece ansızın kırılan ve ayrılan buzulla ailesinden ayrı düşüyor, hayat mücadelesi veriyor. Böylece bir kurgu içinde unuit coğrafyası, kültürü, iklimi ve yaşamlarını öğreniyoruz. Ben kitabı elimden düşüremedim, konu ilginç, hikaye sürükleyici, dili akıcı geldi. Gözümde canlandırdıkça kitabın beni nasıl içine çektiğine şaşırdım. Bambaşka bir yaşamın heyecanı da var. O insanların herşeyleri bizden farklı. Uqsuralik de acı-tatlı bir ömür sürdü, iyinin ve kötünün mücadelesi, korku ve ümit tüm hayatlarda bâki kaldı. Kitabın sonundaki siyah beyaz resimleri, sona gelince fark ettim. Siz önceden de bakabilirsiniz. #k:308179b Berengere Cournut
Taştan ve KemiktenBerengere Cournut · Can Yayınları · 2021140 okunma
Puan vermedi·78 syf.··
2026 8. kitabı
İstanbulun fethini Venedikli gözünden günlük formatında anlatıyor yazar. Venedikli olduğu için bana kendi milletini öven, Cenevizlileri gömen bir his uyandırdı, güven vermedi anlatımı. Türkleri kötü göstermesi normal ama dikkat çekici olan Rumları da kötü anlatıyor. Gerçi sonraki yüzyıllarda da günümüzde de Rumlar/Yunanlılar seyahatnamelerde ve diğer eserlerde para için her şekilde yavşayan insanlar olarak tasvir ediliyor. Bu eserde de Fatih şehri toplarla dövdürüyor, kale burçları ve surlar yıkılıyor, Venedikliler surları onarmaya çalışıyor, Rumlar ise para olmadan iş yapmam diyor, Cenevizliler kendi ceplerinden para ödeyerek Rumları çalıştırıyor. Böyle bir kepaze insanlar. Türkleri dinsiz olarak çokça yerse de ölen bir askerin naaşını geride bırakmamak için gerekirse 10 asker şehit verdiklerini anlatıyor, bu huyumuz halen baki. Osmanlı asker nidası ve savaş müzik aletlerinin halktaki tesirinin ne kadar büyük olduğunu anlıyoruz bu eserle. Meraklısına öneririm.
Konstantiniyye Muhasarası RuznamesiNicolo Barbaro · İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları · 19539 okunma