Ben bilmek istiyorum, hayat gerçekten bir avuç yerde durmadan dönüp durmak, sonra da yaşlanıp ölüp gitmek mi yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak da mümkün mü?
Acımak değil, imrenmek gerekirdi aslında çünkü şekerleme türünde bir uyku değildi söz konusu olan; derin bir uykuydu, uyudukça derinleşen, en derin uykuda derinin uykusu, en derinde tam uyku, uykunun tatlı uykusunun en derin ve en uykulu uykusu. Uyuyordu. Uyuyor. Uyuyor olacak. Uyku. Uyku. Baba, uyu, yalvarırım çünkü biz uyanık olanlar dehşetin içinde yüzüyoruz.
Yüz yıl sonra, diye geçirdim içimden, belki insanları kafeslere koyacaklar; öbür dünyaya dair neşeli şarkılar söyleyecek, şen, keçileri kaçırmış tipleri. Belki diğerleri çalışırken şarkı söyleyecek ötücü bir kuş geliştirecekler. Belki her kafese bir müzisyen veya bir şair tıkacaklar, böylece aşağıda hayat engelsizce akabilecek; taşla bütünleşmiş,ormanla bütünleşmiş, boşluk ve hiçlik dolu, dalgalanıp gıcırdayan bir karmaşa. Bin yıl sonra herkes keçileri kaçırmış olacaktı belki, işçiler ve şairler. Ve her şey bir kez daha çökecekti, daha önce defalarca çöktüğü gibi.