Mazlum İlhan

Mazlum İlhan
@crazymanpower
Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder; çünkü, her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır.
Video içerik üreticisi - Etkinlik Organizatörü - Dijital Pazarlama (SEO, PPC)
İzmir / Balçova - Kuşadası
Hatay / İskenderun, 12 Eylül 1999
229 okur puanı
Temmuz 2025 tarihinde katıldı
Koğuşun Kapısından Geçen Ruhlar
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2025 132. kitabı
Bir çocuğun kemiklerine kadar işleyen acısını anlatırken, bir adamın iç dünyasında koca bir evren yaratmak, her romancının harcı değildir. Peyami Safa bunu öyle ustalıkla yapar ki, sayfalar ilerledikçe yaşın küçüklüğüne rağmen ruhun büyüklüğünü görürsünüz. Bu sadece bir hastane güncesi değil, bir insanın kendi içine yürüyüşüdür. Adını bilmediğimiz bir genç, yaşadığı hastalıkla beraber hem vücudundaki hem de hayatındaki çürümelerle baş etmeye çalışır. Henüz on beş yaşındadır ama omzundaki yük, bir yetişkininkinden daha ağırdır. Evinin geçim sıkıntısı, babasız büyümenin eksikliği ve hastalığın gölgesinde geçen günler… Ama asıl savaş bunlarla değil, içeride, kendi içinde verilir. Bir bacak kaybı ihtimali, aslında bir bütün hayatın kaybı anlamına gelir onun için. Kitap boyunca hastane koridorları, bekleme salonları, doktor yüzleri ve iğne kokuları arasında gidip gelirken, bir yandan da duyguların değişkenliğiyle yüzleşiriz. Annesine duyduğu sevgi ile ona yük olmanın verdiği suçluluk arasında sıkışır kalır. Nüzhet’e duyduğu aşk, bir çocuk hayranlığı mı yoksa hayata bağlanma çabası mı, belirsizdir. Nüzhet’in gülüşü, onun için hayatın kendisidir. Ama gerçek acı şuradadır: Sevdiği kız onun gibi değildir, onun kadar kırık değildir. Ve bu uçurum, sadece bir hastalıkla değil, sınıf, ruh ve umut farklarıyla da derinleşir. Hastalık burada sadece bir tıbbi vaka değil; varoluşsal bir sınavdır. Gencecik bir bedenin kemiklerine işleyen iltihap, aslında bu toplumun ve insan ilişkilerinin de ne kadar çürük temellere dayandığını hissettirir. Bu çocuk, yatakta sadece acıyla kıvranmaz; aşkın, hayal kırıklığının ve yalnızlığın zehrini de damarlarında hisseder. Her şey o koğuşta başlar ve biter. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, bir hastane odasından çok daha fazlasıdır. Burası bir tür geçiş
Duygu ve Düşünce
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2025121,1bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Suç, Suçlu ve Susturulanlar Çocuklukta Kırılan Yankılar
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2025 131. kitabı
Sessiz bir çocuğun sessizliğinde yankılanan çığlıklar vardır. Onları duymak için bazen kelimeler yetmez. Kieron'un hikâyesi, sıradanlığın içindeki olağanüstülüğü anlatır. Sessizliğiyle, garip bakışlarıyla, kendi içine kapanıklığıyla tanınan bu çocuk aslında dahi seviyesinde bir zekâya sahiptir. Ama mesele yalnızca zeki olmak değildir; mesele, bu zekânın çarpık bir dünyada nasıl duyulacağıdır. Toplumun, okulun, ailesinin ve hatta kendi akranlarının dahi anlamakta zorlandığı bu çocuğun dünyası, çok katmanlı ve derindir. Kim Slater, Kieron’un sessiz çığlıklarını cümle cümle duvara kazır gibi işliyor. Onun iç sesini, bastırılmış duygularını ve kendiyle kurduğu karmaşık ilişkiyi okura geçirirken, bir çocuğun görünmeyen yanlarını görünür kılıyor. Bir gün okulda bir şey olur. Bir olay yaşanır. Bu olay, Kieron’un iç dünyasındaki patlamayı tetikler. Kimsenin dinlemediği bu sessiz çocuk, bir şekilde konuşmak zorundadır artık. Ama nasıl? Slater burada ustalığını konuşturur. Çünkü hikâye, yalnızca bir gencin çözülüşü değil; toplumun bir çocuğu nasıl kolayca gözden çıkarabildiğinin hikâyesidir. Polisiye öğeler, psikolojik derinlik ve dramatik vuruculuk bir araya gelirken, okur sayfalar arasında hem gizemin peşine düşer, hem de Kieron’un sessizliğinde kendi yankılarını duymaya başlar. Kitap, yalnızca bir çocuğu değil, tüm çocukları anlatır aslında. Görmezden geldiklerimizi, anlamadıklarımızı, anlamaya uğraşmadıklarımızı… Ve son satırda, okur şunu fark eder: Sessizlik, bazen en yüksek sestir.
Duygu ve Düşünce
DahiKim Slater · Pegasus Yayınları · 201849 okunma
Kibrin Karşısında Kozmik Tokat
8/10
·247 syf.··
Beğendi
·
2025 130. kitabı
Martlılar geldiğinde gökyüzü hâlâ mavi, çimenler yeşil, insanlar ise her zamanki gibi umursamazdı. Dünya kendi gündelik rutini içinde dönerken, o ilk metal silindir İngiltere'nin kırsalına indi ve sessizlik bitti. Çünkü bu, yalnızca bir uzaylı istilası değil; insanlığın büyüklüğüne olan inancın yıkılışıydı. Bir anlatıcı eşliğinde, gözlerimizin önünde çöküyor medeniyet. Şehirler yok oluyor, insanlar sürü halinde kaçıyor, teknoloji çaresiz kalıyor. Wells, bilim kurgu perdesinin ardında insanoğlunun kibriyle hesaplaşıyor. Biz ki kendimizi evrenin merkezi sandık, Marslılar bizi böcek gibi ezmeye başladığında şaşkınlığımız bile geç kalmıştı. Top, tüfek, bilim, din… Hiçbiri Martlıların üç bacaklı makinelerine karşı koyamadı. Bu hikâyede sarsıcı olan sadece Marslılar değil, insanın kendisidir. İnsanın, korkunun en çıplak hâliyle karşılaşmasıdır. Uygarlık dediğimiz şeyin ne kadar çabuk tuzla buz olabileceğini görmek, belki de Wells’in asıl darbeyi vurduğu yerdir. En güçlü orduların darmadağın olduğu bir savaşta, anlatıcı sadece hayatta kalmaya çalışır. Ve biz onunla birlikte sokak sokak, harabe harabe dolaşırken, bir felaketin içinde yavaş yavaş fark ederiz: Bu aslında bir tür aynadır. O aynaya bakınca ne kadar savunmasız olduğumuzu, sandığımız kadar akıllı olmadığımızı ve doğanın ya da evrenin gözünde ne kadar önemsiz olduğumuzu görürüz. Wells, “Dünyalar Savaşı”yla bir felaket senaryosu yazmadı. O, insanlığın gururunu test etti. Marslıların istilası, teknolojinin, bilimin ve dinin sınırlarını çizdi. Her şeyin yok olduğu bir dünyada, geriye yalnızca varlığını sürdürmeye çalışan bir insan kaldı. Ve belki de tüm kitap boyunca asıl savaşı, bu insan verdi.
İnsan ve Duygular
Dünyalar SavaşıH. G. Wells · İthaki Yayınları · 06bin okunma
İçimizdeki Atölye Kendi Ruhunu Biçimlendirmek
8/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2025 129. kitabı
Hayat, yalnızca doğmak ve ölmekten ibaret değil. Arada geçen şey, insanın kendi ruhunu elleriyle şekillendirmesi. İşte “El Yapımı Ruhlar”, bu şekillendirme sürecinin içimize sinmiş çatlaklarını, yamalarını, eksiklerini ve hatta hiç fark etmeden taktığımız maskeleri açığa çıkarıyor. Her karakter, her hikâye; sanki kırılmış bir aynanın parçaları. Baktıkça çoğalıyor, çoğaldıkça daha fazla kendinle karşılaşıyorsun. Bir adamın geçmişle hesaplaşması değil sadece, aynı zamanda geleceğe tutunamama sancısı bu. Ruhun fabrikasyon değilse, elbette kanayacaksın. Her duygunun ilmek ilmek işlendiği bu metinde, okur da yalnızca izleyici değil, kendi içsel atölyesinde marangoz gibi çalışıyor. Gürkan Sekmen, kelimeleriyle yarı karanlık bir odaya girmeni sağlıyor. Ne tam görüyorsun ne de tamamen körsün. Gölgeyle ışık arasında geçen o titrek yerdesin. Yüzeysellikten uzak, içten içe bir çürümenin portresi çiziliyor. Ama bu çürüme, bir yokoluş değil. Aksine yeniden dirilmenin habercisi. İnsan, parçalandığı yerden değil, en çok utandığı yerden yeniden başlıyor. Her cümlede “ben de böyle hissetmiştim” dedirten bir samimiyet var. Hiçbir şey iddia etmiyor kitap. Sadece açıyor içini, acıtır mı, ısıtır mı sen karar veriyorsun. Ruh dediğin şey, belki de en çok yalnızken şekillenir. Ve bu kitap seni yalnız bırakmıyor. Tüm yalnızlığını tanıyor, kabul ediyor, sarıyor. Kimsesizlik duygusunu bir tür yuvaya dönüştürüyor. İçine sinmeyen hayatların dökümünü yapıyor ama sana seçim şansı da tanıyor: Ya hazır kalıba gireceksin ya da el yapımı bir ruhla devam edeceksin. Bu seçimin kolay olmadığı ortada. Çünkü gerçeklik, bazen bir darbe kadar sert. Ama işte o sertlikteki güzelliği gösterebilen her eser, iz bırakır. “El Yapımı Ruhlar” bunu sessizce yapıyor. Bağırmıyor, ajite etmiyor. Ama sesini duymamak da
Duygu ve Düşünce
El Yapımı RuhlarGürkan Sekmen · Doğan Kitap · 2025128 okunma

Mazlum İlhan

, bir kitap okudu
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2025 133. kitabı
Osho
8.1/10 · 109 okunma