Bir şeyler okumaktan zorlandığım bir dönemde olmama rağmen bu kitap akıp gitti. Bazen klişe bir Türk dizisi izliyormuş hissi uyandırsa da çoğu zaman devamını merak ettirerek sürükledi diyebilirim.
Karakterleri tamamıyla haklı ya da haksız olarak ayrılmak güç. Herkesin kendince iyi ve kötü yanları var. Okurken hepsiyle empati kurdum, her karaktere yer yer üzüldüm yer yer kızdım, yer yer hepsi için duygulandım. Ama en çok kalbimi sızlatan Müzehher oldu. Yazarın da betimlediği gibi "baharın bereket bahşeden tazeliğinden istifadeye vakit bulamadan serin bir rüzgâra maruz kalmış bir sarı gül goncası gibi kuruyup yok olan" zavallı Müzehher..
Bir yanda sevmediği adamla evli kalmak zorunda kalan, sevdiği adam gözünün önündeyken kalbine söz geçiremeyen, elde etme hırsıyla bürünüp aşktan gözünü karartmış Meliha; bir yanda geçmişin hovardası, aşkını kaybetme duygusuyla yataklara düşmüş, ne göze alabilen ne de gözünü alabilen Necdet..
Ortada bir aşk var. Kendileriyle birlikte Müzehher ve İbrahim Şemsiyi de mutsuzluğa ve sevgisizliğe iten bir aşk.. Kimine göre yasak, kimine göre yanlış, kimine göre zavallıca.. Yazar genel olarak Melihayı kocasını aldatan, başkasına aşık olup sırnaşan, deyimi yerindeyse "kötü kadın" olarak; Necdet'iyse vicdan azabıyla yaşayan, daha masumane, "zavallı" şeklinde yansıttıysa da ben bu kadar keskin sınırlar olduğunu düşünmüyorum incelememin ilk kısmında da belirttiğim üzere. Ortada bir günah varsa bu tek bir tarafın üstüne yıkılmamalı.
Günahıyla sevabıyla, doğrusuyla yanlışıyla aşk ateşiyle kavrulup dünyada kavuşamasalar da kader onları kısa sürede ölümle birleştirmek üzere çoktan ağlarını örmüştü bile..
"Ne garip kader, ne düşkün talih.."