“Şu kitapları görüyor musun? Yarısından çoğu hep seninkine benzeyen masallarla dolu. Ve senden yüz kat akıllı ve usta adamlar anlattıkları halde, gene beni kandıramıyorlar.”
“Bu parmaklıklar da çok zayıf, albayım. Neden sözlerime karşılık vermiyor? Albayım beni tutmayacak mısınız? Parmaklığa dayandım albayım. Belki de bu parmaklıklar zayıftır, ne dersiniz? İnsanın ağırlığına dayanmaz sonra. Bana bakmıyor. Sesimi duymuyor.”
“Sonra başka şeyler konuştular, geçmiş günlere döndüler. Sonra, sigara içtiler. Sonra çıplak olduklarını fark etti Hikmet yeniden. Bilge’ye sarıldı. Sonunda, Bilge’nin yanına yüzükoyun uzandı. Bittiği zaman arkasını dönen, iyi geceler dileyen erkeklerden nefret ederim. Daha önümüzde uzun bir karanlık var daha yaşamalıyız, boşluğa düşmemeliyiz. Sevişmesek de düşmemeliyiz. İki dakika sonra uykuya daldı.”
“Emma’ya gelince o, Léon’u sevip sevmediğini hiç düşünmedi. Onun sandığına göre aşk, şimşek parıltıları ve gök gürültüleri ile kendini birdenbire gösterir, göklerden düşüp hayatı altüst eden, iradelerimizi birer yaprak gibi söken, bütün kalbi uçuruma sürükleyen bir kasırgaya benzerdi. Bilmiyordu ki, evlerin taraçalarında oluklar tıkalı ise, hafif yağmurlardan da göller hasıl olur… Böylece kalbi huzur içinde yaşayıp gidecekti ama, bir gün, duvarda bir çatlak olduğunu seziverdi.”