İlk insan dünyaya düştüğünde, bir süre şapşallayıp etrafına bakmış ve sonra kendini fark edip ’Ben’ demiş. Bunu söylediği anda da korku ve istek duymaya başlamış. Korkmuş, bir yere saklanıp barınma ihtiyacı hissetmiş. Acıkmış, bir şeyler yemek istemiş. Böylece insan hayatı bu iki duygunun etrafında şekillenen bir şeye dönüşmüş. Kendimizi çok karmaşık varlıklar sanıyoruz. Çözebilmek için de karmaşık düşünceler içinde boğulup duruyoruz. Halbuki basit işte. Korkularımızın ve arzularımızın altını kısabilirsek biraz daha mutlu yaşayabiliriz Osman. “Bunu nasıl yapacağız?” diyebilirsin. Ben olsam derdim. Cevap tam da bu “Ben” dediğimiz şeyde galiba. Kendimizi sabit, katı, değişmez bir şey sanıyoruz. Kim olduğumuzla ilgili fikirlerimiz ve kararlarımız var. Nelerden korktuğumuzu, neleri istediğimizi, neleri sevdiğimizi, neleri sevmediğimizi belirlemişiz. Bu sınırların dışına çıkarsak yanlış bir şey yapacakmışız gibi hissediyoruz. Kendimize “Ben” adında bir hapishane yapmışız, bir türlü tahliye olamıyoruz Osman.