Gözümde tüten ne şehirler , ne insanlar , ne de kırlar ve ormanlardı . Açık denizleri , etrafında duvar olmayan , uçsuz bucaksız yerleri arıyordum. Ama ruhumuz böyle gökyüzlerinde uçup dururken birdenbire yere inip insan küçüklüğü ile karşılaşmak ne tuhaf oluyor...
- Bakın bayım , ben hasta bir kadınım. Kalbimin bazı konularda yetersiz kaldığını ve sevgisizlik yüzünden dahi ölebileceğimi bugün öğrendim. Sizden beklentim bir aşk değil. Sadece başımı göğsünüze yaslamalıyım ve siz kolunuzla yüzümü çevrelemelisiniz. Beni saklamalısınız tüm kötülüklerden. Aşk diyorum , olmasa da olur ama sevgisizliğe tahammülüm yok bu aralar. Kalbimin hızlı çarpmasınız istemiyorum , tek derdim biraz daha sıcak bir kalbe sahip olmak. Eğer sarıp sarmalarsanız beni , kendimi çok daha iyi hissedebilirim.
-Bitti mi küçük hanım.
-Evet bitti.
-Şimdi usulca başınızı göğsüme yaslayın. Ellerimin saçlarınıza ihtiyacı var.
Senin kalbinin söylediği yere götür beni. Sana güvenmeliyim. Benim birine, kimseye güvenmediğim kadar güvenmem gerekli. Beni olduğumdan daha mutlu edebilmen ancak böyle mümkün. Vücudunun veya ruhunun bir yerinde bana benzeyen bir şeyler bulmak istiyorum. Benim bu insanları yadırgayışım belki ancak bu şekilde bir sonuca varabilir. Her şeyinle benim olmanı da istemiyorum, eşit karışalım. Hatta senden biraz daha fazla olsun, benden daha az. Yeni soru işaretlerine o kadar ihtiyacım var ki. Kalbinin sesini dinle, o nereye diyorsa beni de oraya sürükle...