Güzel bir sabah namazı vaktinde.
Ve yine bir sabah namazı vakti Sen Sana açılan elleri geri cevirmezsin Rabbimiz. Bizleri sana layık kullarından eyle yolumuzu sıratı müstakimden saptırma. Sen gönüllerimize huzur ver. Amin
Din
Geçen Cuma
Geçtiğimiz Cuma günü Cuma Namazı'nı kılıp çıkmıştım. Hocaefendi, Cuma Namazı sonrası 2 dk bir sohbet yaptı -ben o arada camiiden çıkmıştım ama avludaydım- yürüyüp giderken kulağım sohbette olmamasına rağmen Hoca'nın bir sözüne takılıp kaldım. "Mümin'de iki şey vardır ki asla yaşlanmaz." Böyle demişti, müminde yaşlanmayan şeyi merak etmiştim, sözlerine devam etti: "Evet Sevgili Cemaat, Peygamber Efendimiz buyuruyor ki (Aleyhisselam) ; Müminde iki şey vardır ki bunlar yaşlanmaz. Birincisi mal edinme hırsı, ikincisi ise yaşamak arzusu..."
Reklam
Öyle bir seneydi ki, karanlık günleri kadar aydınlık insanlarla ve anlamlarla doluydu. Hayatımın göçebe evresinin bitmesine çok az bir süre kaldı ve bu kapanış beni biraz biraz üzüyor. Çünkü çok şanslıyım ve senelerdir hayatımın bu düzenini aslında çok seviyorum. Çok çabaladım, yetmek yetişmek için, kendimi çok konuda donanım sahibi yapmak için yaşadım ve göçebe evrem bitsede hala tek bir hayat kimliği aldığım yaşama geçmeyeceğim, denemek istediğim veya fırsat verilen bir sürü kariyer var ve hepsi tat verecek yeni bir kimlik aslında. Artık tamamlanmış hissettiğim veya heyecanımı kaybettiğim noktada yer değiştireceğim bir göçebelik. Aslında bu yüzleşmelerin hepsini karanlık nisan ayından sonra, kendime dönmüşken kendi kendime çözümsedim. Mesela yardım veya destek almayı öğrenen ben aylardır arkadaşlarımdan kaçtım ve farkettim ki kaçma sebebim güvenmemek değil, hayatımın en zor durumunda bu yükü hiç kimseye vermek istemedim. Bu aslında hem bildiğim kolay yoldu, hemde kıyamadım bu yük için kimseye. Çok şükür o sağlık sıkıntısı da geçti mi, geçti. Hayatımdaki insanlara ve verilen şansa şükrettim mi evet, dayandım dayandım ama geçen hafta bir anda hastalandım. Artık bir yerlerden çıkacaktı ama farketmedim ilk başta, ki iyi ki böyle olmuş hiç durmazdım. Hissetmiş gibi sadece hayatımın değişim dönemi için 1 temmuz dedim, ayarlamalarımı böyle yaptım. Geçen cuma bir kaç saatlik boşluğumda sahaya çıktım, o sırada o sıcakta arabada klima altında ödev yapmak çok çekici geldi. Bir 4 saate yakın yemek dışında arabadan inmedim, haliyle klimayı da kapatmadık. Akşam iş sonrası sevdiklerimden biriyle bir şarap akşamı yaptıktan sonra ufak ufak sinyal vermeye başladı vücudum. Halsizlikten kıvrandım, ki dayamamadığım en büyük ağrıdır grip ağrısı. Yerimde durmadım ama çözdüm kafamda, benim
"Yasını tuttuğum ölülerim var..."
Alıntı
Düğünlerimize Peygamber Efendimizi ﷺdavet edebilir miydik? Gelmesini ister miydik? Onur konuğu olmasını ister miydik? Bence istemezdik... O gelirse düğünümüzün tadı kaçar diye düşünürdük... O gelirse örtülü, örtülü çıplakların halaylar çekmesine izin vermezdi. Saçının telini göstermeyen kızların, kadınların düğünde başka bir alem olmalarına izin vermezdi. Sahi ister miydik düğünümüzde peygamber efendimizin olmasını? Gelinle dans ederken Peygamber Efendimiz ﷺ ne derdi acaba? Oynak müzikler eşliğinde kendinden geçmiş tam teşekküllü tesettürlü kadınlara, kızlara ne derdi acaba? Düğünümüzün tadını kaçırırdı değil mi? Sıkma tesettürlü kızların neler yaptığını, kimin kimlerin kollarında oynayıp zıpladığını görünce çeker giderdi değil mi? Sonra Cuma hutbesinde belki şöyle der diye endişeyle beklerdik: "Bazı Müslüman erkeklere ne oluyor da böyle düğün yapıyorlar? Bazı Müslüman kadınlara ne oluyor da düğünlerde Allah'ıﷻ unutuyorlar?" Sonra belki hakkımızda bir vahiy inmesinden korkardık. Herkes hem düğünümüzü konuşacak hem de hakkımızda nazil olan ayetleri okuyacaktı. Ah şu düğünlerimiz! Allah'ın emriyle başlayan, şeytanların, berduşların, ayyaşların, kendinden geçmişlerin istekleriyle devam eden düğünlerimiz! Ah şu düğünlerimiz! Düğünlerimiz düğün salonundan çok, gece kulübüne dönüyor. İnsanlar sadece içki ile sarhoş olup kendilerinden geçmiyor. Davulun sesini duyan kadın da adam kendinden geçiyor. Orkestranın sesini duyduğu gibi ne üstündeki bol tesettüre bakıyor ne boyundan ne de posundan utanıyor.
Alıntı
Reklam
Reklam