" Sonra kendi durumumu gözden geçirdim. Baktım ki pek çok dünyevi alakanın içine dalmışım ve bunlar beni her yönden kuşatmışlar. Ardından amellerimi gözden geçirdim ki, bunlar içinde en güzeli ders vermek ve ilim öğretmekti. Bunlar da bile , ahiret yolunda önemsiz ve faydasız olan ilimlere yönelmiştim. Daha sonra ders vermedeki niyetimi düşündüm. Niyetim hâlisane ve Allah rızası için değildi; aksine beni ders vermeye iten sebep ve harekete geçiren şey makam arzusu ve şöhretimin yayılması idi. Dolayısıyla yıkılmak üzere olan bir uçurumun kenarında bulunduğumu kesinlikle anladım. Eğer durumumu hemen düzeltmeye girişmezsem cehennem ateşine yuvarlanmak üzereydim.
Bu halimi bir müddet düşünmeye devam ettim.Hâlâ bir tercihte bulunma aşamasındaydım. Bir gün Bağdat'tan ayrılmaya ve içinde bulunduğum halleri terk etmeye kesin karar veriyor, ertesi gün bu kararımdan geri dönüyordum. Bu konuda bir adım ileri atsam, diğer adımımı geri çekiyordum. Sabahleyin ahirete yönelme hususunda içimde bir arzu doğsa, şehvet ordusu hemen saldırıp akşama bu arzumu dağıtıyordu. Dünyevi tutkular zincirleriyle beni çekip yerimde kalmaya zorlarken , iman tellalı şöyle sesleniyordu: " Yolculuk var, yolculuk var! Ömürden geriye çok az bir şey kaldı. Önünde ise uzun bir yolculuk var. Sahip olduğun ilim ve amellerin tamamı gösteriş ve kuruntudan ibaret. Eğer ahiret için şimdi hazırlanmazsan, ne zaman hazırlanacaksın? Eğer bağlarından şimdi kurtulmazsan, ne zaman kurtulacaksın ? "
Böylece bu çağrı beni kendime getiriyor, içinde bulunduğum durumdan kaçmaya ve uzaklaşmaya tekrar karar veriyordum. Fakat biraz sonra şeytan geri geliyor ve " Bu hâl geçicidir , sakın ona uyma. Çünkü çabucak geçiverir. Eğer o çağrıya uyar da şu anki etkili makamını, kargaşa ve sıkıntıdan uzak düzenli konumunu ve hasımlarının