Her ilişkiden alabileceklerimizin bir sınırı olduğunu unutmamalıyız.Olabilenle yetinip işin tadını çıkarmak yerine bu sınırları zorlarsak, düş kırıklığı kaçınılmazdır. Bu hatayı hepimiz yaparız. Bir ilişkide bir mutluluk kırıntısı yakaladığımızda bunu derhal ne pahasına olursa olsun yaşamın her alanına yaymaya, tüm gereksinimlerimizi bu ilişkinin sırtından karşılamaya,tüm tatminsizliklerimizi bu ilişki sayesinde telafi etmeye kalkışırız...böylece var olanı da boğarız. Beklentilerimizi doğru ayarlamayı bilsek...olabileni belli bir ölçüde sürdürülebilir kılmaya yoğunlaşsak- olduğu kadar...olabildiğince...gittiği yere kadar... o zaman hiç olmazsa yaşanan o sınırlı mutluluğun yinelenebilmesine izin veririz. Üstelik zaman içinde ilişkinin çerçevesinin genişleyebilmesine fırsat tanımış oluruz.eğer öyle bir olasılık varsa.Gelgelelim açgözlüyüz... sabırsızız...emek vermek istemiyoruz.zora gelemiyoruz...alışılmış kalıpların dışına çıkabilecek düş gücüne sahip değiliz... Birçoğumuzsa düpedüz yüreksiz... Sonuç olarak, kafamızda (son kertede toplumsal ideolojinin belirlediği) bir ilişki şablonu var, bunun dışına çıkamıyoruz. Beklentilerimizi, davranışlarımızı belirleyen işte bu şablon... içinde debelenip duruyoruz, sınırlarını aşamıyoruz. Mutsuz ilişkilerimizden kopmayı başarabilirsek bile mutsuzluk üreten o şablonumuzu aşamıyoruz. gidip gidip aynı kalıba uyan,aynı kurallara göre belirlenmiş... yani aynı mutsuzlukları yeniden üretecek olan benzer ilişkilere tıkılıyoruz. Zor olanı,kuraldışı olanı deneyip yaratıcılık sergilemektense yani her ilişkiyi kendi tekilliği,biricikliği içinde yaşamaktansa,her ilişkiyi aynı çoğul kalıba sokup boğmayı,sıradanlığı güvenceli bir vasatlığı yeğliyoruz...sonra mutsuzuz da mutsuz diye yakınıyoruz.
"Seni seviyorum,Özür dilerim,Lütfen beni affet ve teşekkür ederim" diyerek arınırsınız.Bunları dilediğiniz sırayla söyleyebilirsiniz.Ben bir sorunun farkına varınca bunları sürekli olarak aklımdan geçiririm.Ve bunları ilahi Varlık' a söylerim..