“Ama Allah’a o kadar inanıyor ve onu o kadar çok seviyor ki, sonunda kendisine Allah’tan hiçbir kötülük gelmeyeceğini hissediyor… Birisini çok çok seversek, onun için en kıymetli şeyimizi verirsek, ondan bize bir kötülük gelmeyeceğini biliriz. Kurban budur. Sen hayatta en çok kimi seviyorsun?”
Ayaklarım beni gölgelerden, vitrinleri korumak için açılmış mavili beyazlı kalın şeritli tentelerin ve saçakların altından yürütüyordu ki, bir vitrinde sapsarı bir sürahi gördüm ve bir içgüdüyle içeri girip satın aldım. Gelişigüzel satın alınmış eşyaların başına gelenin tersine, sarı sürahi önce annemle babamın, sonra annemle benim soframızda, yirmiye yakın yıl hakkında hiç konuşulmadan durdu. Akşam yemeklerinde hayatın beni içine ittiği ve annemin sessizlikle yarı azarlayıcı yarı kederli bakışlarıyla yüzüme vurduğu mutsuzluğumun başlangıç günlerini, sarı sürahinin kulpunu her tutuşumda hatırlardım.
Ganser sendromu, hastanın gerçekte hasta olmadığı halde muhtemelen gayrimeşru bir eyleminin sorumluluğundan kaçmak için hasta taklidi yaptığı bir tür yapay bozukluktu. Bu çavuşla dört günlük yatışı boyunca (hastanede yatmaya ihtiyacı kalmayan hastalar ana karaya geri gönderiliyordu) bolca zaman geçirdim ama benliğinin aldatıcı olmayan tarafıyla bir türlü iletişim kuramadım. Asıl ilginç olansa —ki bunu uzun vadedeki takip sürecinde literatürü taradığımda öğrenecektim— Ganser hastalarının yıllar sonra sahiden de bir psikotik bozukluk geliştirmesiydi!