Cüz'î akıl, bir şeyi ortaya çıkarma aklı değildir. Bilimi kabûl etmekten ve eğitime muhtâc olmaktan başka bir şeyi yoktur. Yânî cüz'î akıl, hiç yoktan bir şeyi ortaya çıkaramaz. Bir bilim sâhibinin eğitimine muhtaçdır. Bu akıl ancak eğitim görmeye ve anlamaya kâbildir. Ancak onu bir vahiy sâhibi eğitmelidir.
Muhakkaktır ki, ilk olarak bütün meslekler ve sanâyî ilâhî vahiyden zuhûra geldi. Fakat sonra akıl onu çoğalttı. Örneğin kumaş dokumasını Hz. Şît (a.s) ortaya koydu. Ancak pek ibtidâî bir halde idi. Fakat bugüne kadar, her bir akıl sâhibi bir şey ilâve etti. Kumaş dokuması bugünkü mükemmel hâline geldi.
Ve aynı şekilde yazı yazmayı ve iğne ile elbise dikmeyi Hz. İdrîs getirdi. Akıl sâhibi üstadlar derece derece onu kemâle erdirdiler. Bak ki bu bizim aklımız, hiç üstadsız san'at öğrenebîlir mi? Tabî ki bizim aklımız fikirde inceden inceye araştırır ve kılı kırk yarar. Bununla berâber hiçbir san'at üstadsız bize boyun eğmedi. Eğer bu cûz'î aklın mesleklerin ve sanayînin hiç yoktan îcâdına vâkıf oluşu olsa idi, üstâda gerek kalmaksızın bir san'at meydana çıkardı.
Bundan dolayı bugünkü bilimdeki yükselişin ilk temelleri, vahiy sâhibi olan büyük enbiyâ hazarâtı tarafından atılmış ve cüz'i akıllar zaman içerisinde genişleterek çoğaltmıştır. Ve bundan sonra da peyderpey artacak ve kemâl derecesine ulaşacaktır. Fakat eşyânın hilkatinden maksad Hak bilgisi olduğundan, her nebî zamanında, ilâhi hakîkâtleri ümmetlerinin isti'dâdlarına göre, diğer ilimler hakkındaki söylemlerinden daha açık bir şekilde teblîğ ettiler. Ve isti'dâd kapasitesi husûsunda âhir zaman nebîsinin ümmeti geçmiş ümmetlerden önde olduklarından, (s.a.v.) Efendimiz'e vahyolunan Kur'ânı azîmü'ş şân, bütün ilâhi hakîkâtleri topladı.
Ahmed Avni Konuk