'Seni dinlemeyi seviyorum. Ağzından dökülen kelimeleri bir daha duyamayacağım korkusuyla kaç gece geçirdim bilemezsin. İşte o zaman, hayatımın sonuna dek bu trajediyi yazmam gerekirdi.'
"..Hayatımda bir sürü ayakkabım oldu ama hiçbiri sizin gönderdikleriniz kadar yakışmadı bana. Hercai Menekşe en sevdiğim çiçektir ve bana her daim bunları hediye eden zarif kişiyi hatırlatacak..."
"Kendini çok özel sanıyorsun değil mi?" diye bağırırdı. Bu onun en sevdiği hakaretti.
Haklıydı. Öyle sanıyordum. Ama bunun kibirle hiçbir ilgisi yoktu, sadece bu hayatta daha büyük işler başarabileceğimi hissediyordum. Belirli bir konuda gerçekten iyi olduğum için hayat yolumda beni daha iyi şartların beklediğini, bir alın yazım olduğunu seziyordum. Ne var ki o bundan hoşlanmadı. Aslında hiç kimse hoşlanmadı. Ben de bu tür düşüncelerimi gizlemeyi öğrendim. Onları o kadar iyi sakladım ki nereye koyduğumu bile unuttum. Çünkü artık bundan daha iyisini hak ettiğime inanmıyordum. Dağılmış bir surat, bitmiş bir evlilik ve bir başkasının güzel evinde hizmetçilik. Daha iyisini hak etmediğimi biliyordum ama içimde bir yerlerde hâlâ bir umut vardı. Beni mutsuz eden buydu: Ümit etmek. Sonra birinden vazgeçmem gerektiğini fark ettim: Mutluluktan ya da umuttan.'