Deniz Sinanoğlu

Etraflıca düşününce insan kalbinin suya çok benzediğine kanaat getirdim. İterseniz kendini çeker, siz geri çekilirseniz o baskın gelir. İnsan hayatı el kullanmanın yasak olduğu bir sumo güreşi yapmaya benziyor desem haksız sayılmam.
Reklam
Hani derler ya, düşmanla karşılaştığın yerde onu yutacaksın, yoksa yutulan sen olursun. İkisini de yapamıyorsan kimseye bel bağlamadan onurlu bir tavır sergileyerek gözünü düşmandan ayırmayacaksın. Ya düşmanla tek vücut olacaksın ya da düşmanın etki alanından kaçmaya bakacaksın, aksi takdirde düşmanın kıçını koklamak zorunda kalman kaçınılmaz olur.
Cesaretlenmiştim. Cesaretim arttıkça hayatımı illa madenci olarak geçirmeye giderek daha çok azmediyordum. Daha fazla konuştukça madenci olabilme ihtimalimin arttığına inanıyordum. Evvelsi gün evi terk edinceye kadar rüyamda bile madenci olmaya heves etmemiştim. Dahası, eğer evden kaçarken madenci olmayı kafaya koymuş olsaydım, yaptığımdan utanır, bir hafta boyunca oturup düşünmekle kalmaz, evden kaçma işini belirsiz bir süre ertelemeye çalışırdım.
Acı, zorluk, pişmanlık ve çaresizlik gözyaşları, hepsi tecrübe kazandıkça unutulabilir. Minnet gözyaşları bile düşmeden tutulabilir. Ne var ki, yozlaşmış bir benliğin başka birinin gözünde yine eski günlerdeki gibi birey yerine konulmasının verdiği mutluluk gözyaşlarının ölene kadar unutulmayacağına eminim.
Dünya sanki bir zaman yerli yerine oturacak gibi görünen ama asla oturmayan, tabiri caizse beş para etmez romanlardan alınmış olaylarla dolu.
Reklam