Deniz Sinanoğlu

Psikanaliz bize insanların çoğu zaman doğrudan ve bile bile maksimum haz/minimum acı doğrultusunda hareket etmediğini göstermiştir. Çoğu zaman bir şeyin zararlı olduğunu bilseler de ondan bir türlü vazgeçemezler veya verdiği acıda bir çeşit tatmin bulurlar. Bazı insanlar rasyonel olarak hayatlarında daha fazla mutluluk istediklerini iddia edebilirler, ama bilinçdışı bir düzeyde bunun tam aksinin onlar için çok daha çekici olduğu görülebilir.
Reklam
Paradoksal bir şekilde, seçim fikri bu kendini sınırlama nasihatlerine zaten göbekten bağlıdır aslında. Hayatlarımıza ve vücutlarımıza nasıl 'çekidüzen' vereceğimiz üzerine tüm o tavsiyelerin altında, daha organize, daha verimli, daha kontrollü olmamız gerektiği fikri yatar…. Sorun şu ki, ideal bir vücut ve ideal bir hayat oluşturmaya çalışan kadınlara sürekli daha da iyisini yapabilecekleri hissettirilmekte ve onlar da kendilerine yeni yasaklar icat edip durmaktadır.
Kendimizi ve hayatımızı iyileştirmeye çabalarken, etrafımızda ideal varoluşumuz için en uygun ortamı da oluşturmamız gerekiyor. İçinde yaşadığımız toplumu değiştirme kabiliyeti bakımından giderek güçsüzleştiğimiz için, en yakın çevremizi —evimizi— değiştirmeye çalışıyoruz.
Günümüzün tavsiye kültürü, eş arayışını araba arayışından çok da farkı yokmuş gibi sunuyor: Önce tüm artıları ve eksileri tartmamız, sonra bir evlilik-öncesi sözleşmesi yapmamız, işler kötüye giderse onarım yapmamız ve nihayetinde eski modeli yenisiyle değiştirmemiz gerekiyor; en sonunda da bağlanmanın tüm bu hırgüründen yorgun düşüp geçici bir kira sözleşmesinde karar kılıyoruz.
İnsanlar terör tehdidinden, yeni virüslerden ya da çevre felaketlerinden de endişe duyabiliyor, fakat en büyük endişeleri genellikle kendi esenlikleriyle ilgili: meslekleri, ilişkileri, mali durumları, cemiyet içindeki yerleri, yaşamlarının anlamı ya da bırakacakları miras vs. Tüm bunlar birtakım seçimler içeriyor. Sadece şimdi ve burada değil, gelecekte de kusursuzluk için çabaladığımızdan, seçmek giderek daha da zorlaşıyor. Seçim yapmak ezici bir sorumluluk duygusu doğuruyor; bu da başarısızlık korkusuyla, suçluluk duygusuyla, yanlış seçim yapıp da pişman olma kaygısıyla bağlantılı. Tüm bunlar seçmenin despotik boyutuna katkıda bulunuyor.
Alıntı
Reklam