Mutsuz görünüyorsam, bu başkalarına yapılan bir kötülük, saygısızlıktı sanki. Mutsuz olmamaya hakkım yoktu, her şey iyi ve yolundaydı; her şeyin yolunda olduğunu düşünmüyorsam sorun bendeydi.
Bir dizi aylakla geçen mesai günlerinden sonda olan bitenler karşısında boynumu eğmiş, can sıkıntısına meydan okuma evresine geçmiştim, kendimi bilerek, isteyerek, tembelliğin kucağına bıraktım. Hiçbir şey yapmama konusundaki kararlılığımın sonucunda zaman daha da yavaşladı. Herkesin bildiği gibi aylaklık; sefalet ve ahlaki çöküntüye giden en kısa yoldur.
Birileri bir vakitler bana çok yetenekli bir çocuk olduğumu, tuttuğumu altına çevirebileceğimi söylemişti. Ömrümün yarısını önünde sonunda bunun gerçekleşeceğine olan inançla bekleyerek harcamıştım.
Nihan Kaya’dan yine meydan okuyan bir kitap
“İmgeye hapsedilmiş her şey puttur. Kimseye onun putuna tapacağıma dair söz vermedim ben” diye başlıyor her şey.
Görmezden gelinenler, sesini duyuramayanlar, korunamayanlar için yazmış tüm satırlarını. Din, aile, cinsiyet ve cinsellik gibi tabulaştırılan her şey için haykırıyor adeta. Hacer’in, Rebeka’nın, Setenay’ın sesi olmuş, her öyküde onların duyulmayan kelimelerini herkese duyurmak için yazmış.
Onların hikayeleri her gün karşımıza çıkan, bazen gördüğümüz bazense bir gazete sayfası çevirir gibi geride bırakabildiğimiz hikayeler. Kimi yanımızda, kimi karşı evimizde, kimi oturduğumuz restoranda yan masamızda, kimi bir parkta yanımızdaki bankta, kimi okulumuzda, kimi iş yerimizde… Hepsi aramızda… Hepsi biziz aslında. Tüm bu putlaştırılan yapının içinde önüne engeller konan, yolunu bulamayan ya da susturulan onca benlik. Hepsi bizden bir parça taşıyor, biz hepsinden bir parçayı taşıyoruz.
Şöyle diyor kitabın bir yerinde:
“Haklarınızı ve özgürlüklerimizi kimseden talep etmiyoruz. Haklarımız ve özgürlüklerimiz zaten doğuştan bizim. Doğuştan sahip olduğumuz halde bize tanınmayan haklarımızın ihlal edilmesine karşı çıkıyoruz.”
Bundan önceki kitaplarında da bunda da anlatmaya çalıştığı tam olarak bu aslında. Ve bir de çocuklar… O sesini kimseye duyuramayan çocuklar, ya da duyulmak istenmeyen…
“Aile açısından kimilerinin şanslı, kimilerinin şanssız olduğu söylemini kabul etmiyoruz. Bir insanın hayatı şansa bırakılamaz. Bir insanın hayatı ona bakım verenlerin insafına bırakılamaz. “Şanssız” diye nitelendirdiğimiz çocuklar şanssız değiller, istismarına ses çıkarmadığımız çocuklar onlar. O istismar, bizim. “Şanssızlık” diye nitelediğimiz her istismarın failiyiz.”
Bu paragraf beni en çok etkileyenlerden biriydi kitapta. Ne