Tüm Mantarlar Yenilebilir Ama Bazıları Sadece Bir Kez...
7/10
·392 syf.··
2026 12. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2026 15:36
Kitap bana değer verdiğim bir arkadaşımın hediyesiydi ve onun yoğun ısrarını boşlukta bırakmamak için okudum. Son zamanlardaki en sürpriz sonlu romanlardan biri olduğunu söylemem yanlış olmaz. İlk 200 sayfalık kısımda BDSM soslu bir Dabbe havası var; ancak ne tam BDSM ne de tam Dabbe değil. Daha çok liseli ergen bir kızın Watpadd seks hikayeleri tarzında diyebilirim. Ancak son 100 sayfasında olaylar çok güzel bir şekilde bağlanıyor ve gizem, heyecan, aşk hepsi bir arada işleniyor. Kitap da daha çok bu son kısımda anlam kazanıyor. Mantarlar üzerine araştırma yapan bir vakıf ve vakfın çalışmalarını yaptığı izole edilmiş bir adada geçiyor hikâye. Bana kalsaydı ilk sayfalardan sonra bırakır ve bu sonu da görmezdim. Ama arkadaşımın sonuna kadar oku ısrarından, yarıda bırakamadım. Verdiğim 7 puanı da bu son kısma verdiğimi belirtmek isterim. Özellikle son kısmının sürükleyici olduğunu da inkâr edemem. Spoiler olmaması adına bu kısma dair herhangi bir yorum yapmıyorum. Herkese iyi okumalar dilerim...
1000Kitap
Ölümcül KonularKarina Halle · Nox Yayınları · 202567 okunma
Dopamin bağımlıları...
Puan vermedi·152 syf.··
2025 9. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 19 Temmuz 2025 17:22
"Eğer siz de beyninizin içinde bir kara delik varmış ve ara sıra her şeyi yutuyormuş gibi hissediyorsanız aramıza hoş geldiniz." Bu kitap, dopaminin gri kardeşi olarak nitelendirilebilecek bizleri anlatan, beyindeki “ödül deliği”nize lamba gibi ışık tutan bir rehber. Yazarlar, beynin iki başlı Hydra’sı (mezolimbik + mezokortikal yollar) arasındaki eşsiz dopamin savaşın adresini kapsülleyip bize sunuyor. İlk altın kural: Hemen haz zirvesini yakalamaya çalışma. Zirvede olunca, onu takip eden düşüş pek fena olur. İkinci kural: Dabbe gibi üst üste ödül almayacaksın! “Dopamin üstüne dopamin olmaz.” Üçüncü kural: Beynin “homeostaz” yani mutluluk-okyanusunda susuz kalma, zaman zaman karanlık (acı ve açlık) ile dengeyi yakala. Kitap, hem pratik öneriler (örn. telefonle dopamin oyununa girince “demle-dur-dinle” diye içsel mola ver) hem de miheng taşları gibi gerçek hayattan örneklerle dopamini demliyor. Artılar Açık, samimi dil: Sanki pot kahvemizi içerken dopamin sohbeti yapıyor gibiyiz. Uygulanabilir kurallar: "Zirve sonrası bekle, hemen ardından başka ödül alma" – beyni biraz alaşağı eden bir komedi gibi ama işe yarıyor. Nöropazarlamanın dozu iyi ayarlanmış: Sosyal medya, telefon bağımlılığı gibi konular da esprili üslupla "bu da dopamin tuzağı" diyerek aktarılıyor. Eksiler Dopamin hakkında konuşurken belirsizlik: Zaman zaman “Anonim” yazarlar kısmı kafasını karıştırabilir (yazar Ali Karaismailoğlu’nu unutmadık, ama bazı platformlarda “Anonim” çıkıyor ) . Yer yer pop-kitap klişeleri: “Bir kitabı okuyayım hayatım değişsin” illüzyonu… Yok yok, kitabın kendisi zaten bu miti yıkıyor ama ilk başta biraz yavaş yürüyor. --- Sonuç Bu kitap bir nevi şef dopamin gibi: beyninizi karıştırır, “haz” tarif eder, sonra da “bak ısıracağını düşündün ama limonlu su verdim
Kalk Bi Dopamin DemleSerkan Karaismailoğlu · Ortapia Yayınları · 20246,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·432 syf.··
2025 38. kitabı
#milenyumaşkına harika bir #epikfantastik okudum. #chinesedrama tadındaydı üstelik. Tabii bunda harika çevirmen + editör + son okuma işbirliğinin katkısını da unutmayalım. Hikaye içeriğinde geçen bazı kavramlar ve bu kavramlara aşina olmadığınız için biraz zorlayıcı gelebilir. Ancak diğer çevrilmiş Çin Mit. Kökenli epik romanlara göre çok daha anlaşılır ve akıcı olduğunu da söylemeliyim. Bazı Çince Pinyin alfabesiyle yazılmış küçük kelimeler, yazar tarafından çevrilmediği için, bizim çevirmenimizi suçlamayınız sakın he! Efenim hâlâ Uzakdoğu'da çöpçatanlık olayları önemlidir, bizim koca bulan teyzeler orada var. İmparatorluk çöpçatanı Esas kız Ying ile Veliaht Prens arasında bir nişan kuruyor. Daha sonra Ying saraya götürülüyor. Ve düğününe birkaç gün kala gördüğü Kâbuslar ve prensin tavırları onu sarsıyor. Derken bir gün yansımasının onu suyun içinden çekmesiyle, gerçeklik ile hayal arasında sıkışıyor. Ve sonra fark ediyorki yansıması yok. Bu kısımda Dedim herhalde Çinli yazarımız Japon korku edebiyatına geçiyor. Sonra tabii dank etti ki zaten o coğrafyanın insanlarının antik zamanlardan kalma ayna hurafeleri vardı. Acaba bizim dabbe siccin izleseler ne yaparlar Su, sazan, balık, ejderha tek tek mitolojilerinde önemli yer tutuyor. Hatta bazılarının farklı versiyonlarını batıda görebilirsiniz. Neyse Efenim ben çok keyif aldım. Dehşet ve ibretle tavsiye ederim.
Yansıması Olmayan KızKeshe Chow · Artemis Yayınları · 202477 okunma
Şiddetle tavsiye edilir.
10/10
·335 syf.··
2024 154. kitabı
Kıyamet alametlerini bir çoğumuz biliriz. Güneş tersinden doğar, denizler kaynar, dağlar yürür gibi.(inanç gereği inanıyor olsakta pek mantıklı gelmediğini, kimya ve jeoloji bilgisi olan herkesin anlayacağını düşünüyorum) Bu kitap ise size gerçekten dehşet verici kıyamet senaryosunu anlatıyor. Bu kitapta bulacağınız şeyler şunlardır: - İnsanları kurtarması için beklenilen Mehdi ve İsa’nın hiçbir vasfının olmadığını. -İnsanların çıldırıp birbirini öldürmesini. -Cinlerin insanlarla bir olup cehennem yaratıklarına karşı müsadelesini. -İnsanlığın var oluş savaşını. - Cehennemin her katını. -Uzaylı yaratıkların insanlığı yok etmeye çalışmasını. - Ve daha bir çoğu... Gerçekten beni fazlasıyla etkiledi. Öyle ki kitabı bir günde bitirdim. Ve şuan kitaba kendimi kaptırıp notlar almadığım için kendime kızgınım. Ama şunu sizinle paylaşmak istiyorum. Kitapta cehenneme operasyona giden bir ekip vardır. Allah yedi kat yeri yararır. 1-) İlk yerin adı Demkâdır. Onun altında kuru rüzgâr vardır. Allah Ad kavmini o rüzgârla helâk ermiştir. Orada bir kavim vardır, adı Buşim'dir. Onların üzerine Sevâb ve İkâb vardır. 2-) İkinci yerin adı Hulde'dir. Orada kâfirlere azâb için çeşitli aletler vardır. Orada bulunan kavmin adı Tamesdir. Birbirlerini yer ler. 3-) Üçüncü yerin adı Guraf'dır. Orada katırlar gibi akrepler vardır. Kuyrukları süngü gibidir. Eğer onlardan biri yer halkından birini soksa, bütün halk helak olurdu. 4-) Dördüncü yerin adı Cerbâ'dır. Orada yılanlar vardır. Bir de kavim vardır ki adı Celhâm'dır. Kanatları vardır, uçarlar. Fakat gözleri yoktur. 5-) Beşinci yerin adı Mülsâdır. O yerde kâfirler için kibrit dağları vardır. Orada bulunan kavme Mathât denir. Onlar da birbirlerini yerler. 6-) Altıncı yerin adı Siccîndir. Cehennem ehlinin amellerinin defterleri oradadır.
Dabbe Yecüc MecücZafer Avşar · 5 Şubat Yayınları · 201886 okunma
Temaşa Devam Etmeli
10/10
·244 syf.··
2024 37. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2024 21:29
Karagözlü Karagözün ve Bombacı Cevatın Devleti Ali Osmaniye’yi muazzam bir komplodan kurtarmaları çok keyifli bir dille anlatılmış. Rıza Baba tadındaki Muzaffer Bey’i, çok yakışıklı Ziya’yı ve kimyager Sami Bey’i de unutmamak lazım. Şerlok Holmes, Hüseyin Rahmi, Esaretin Bedeli, Bulutlu Kahve, VIP esrarilet kahvesi, İstanbul’un altı, üstü, sarnıçları, dehlizleri, yecüc mecüc, dabbe hepsi var. İhsan Oktay sevenler sever, polisiye sevenler iki kere sever :)
KaragözHakan Öztürk · Epona Kitap · 202318 okunma
Musibet
9/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2024 2. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2024 15:16
Bizden eserlerle donanmaya ihtiyacım olduğunu düşündüğüm günlerin birinde karşıma çıktı Faruk Yıldız’ın “Musibet”i. Kapak resmiyle kitabın adını birleştirince, “Dabbe” tarzı saçma bir korku kurgusunun içine düşeceğimi sandım. Şimdiden belirteyim, Yıldız beni ters köşe yaptı ve bundan da epey memnunum. İnsan, elindeki kitabın içinde ne gizlendiğini bilmemeli. Musibet’i okudukça yaptığım tüm tahminler yanlış çıktı. Ne güzel! Öyle bir yere geldim ki “işte burada seri katile bağlayacak” dedim. Yok, öyle olmadı. Yalın, anlaşılır, akıcı bir dil kapıp götürüyor okuru. “Notre Dame’ın Kamburu” tadında bir eser. Olay örgüsündeki munis abartısızlığın tadını çıkardım desem yeridir. Gayet hayattan kahramanlarla sarılı bir öyküsü var. Ve o şefkat var ya çağımızda neredeyse kökü kurumak üzere olan, satırlarda onunla karşılaşmak kültürümüzde asıl gün yüzüne çıkarmamız gerekenlerin üzerini nasıl da toprakla örttüğümüzü anımsattı. Modernizm kaosundan çıkış bulamayan günümüz insanının çaresinin tasavvufta olduğuna inanıyorum. Yazar; saf, sade, gerçek ve katıksız bir tasavvufla çerçevelemiş öyküyü. Tam da olması gerektiği gibi. Ne fazla ne eksik. Demek ki insanı çirkinleştiren bazı inanç, davranış, sahne ve ögeleri kullanmadan da tadı damakta bırakan romanlar yazılabiliyormuş. Popülerlik, maddi kazanç, taraf belirlemek gibi endişelerden uzak eser ortaya koymak pek de mümkünmüş. Kötüler var, ama iyiler de yok değil her yerde ve her zaman. Şu dünyada kötüyle iyi hep savaşır ve hatalar insanlar içindir elbet. Okuyun ve okutun “Musibet”i. Yazarı takibe aldım. Çok iyi eserler ortaya koyacağının işaretlerini vermiş bana göre. Dünyanın da onu okuması dileğiyle kitaptan işte bir alıntı: “Ne elin bağlıdır ne ayağın zincirdedir... O vakit, seni tutan ne ola ki?” (s.69)
Edebiyat & Roman
MusibetFaruk Yıldız · Nesil Yayınları · 202322 okunma