" Sen beni dinle ooluum, elle memeleyini, isinde serd serd yumyular yohsa kanser olunmas," diye ısrar edince, "Tamam abla, söz, bir daha gördüğümde öyle yapar, emin olurum," diyerek susturabildim onu. İşi iyice gırgıra vurmak için de " Peki basurum da var dese ne yapayım abla?" diye sordum. Abla hiç sektirmedi: " Sen de pyosdadım var de. essek ooluu essek, bennen eyleniyon mu? Hadin siddir ol did!" Eğildim, elini öpüp gönlünü alayım istedim. "Affet beni sokakların koruyucu meleği," dedim. Orta parmağını gösterip " Affeddim," dedi.
"Sokak özgürlüktür, Özgürlük sokaktadır" diye bir duvar yazısı vardı. Ben yazmıştım tabii. Bir gün baktım ki üstünü spreyle boyamışlar; tekrar ve daha büyük yazdım. Birkaç gün sonra geçerken bir baktım yine boyanmış. Sokakta top oynayan çocuklara sordum, " Karşıki evde oturan Hacı Amca üstünü boyadı," dediler. Gece gidip inadına yeniden ve çok daha büyük yazıp sağ alt köşesine de daha minik harflerle " Hadis-i Şerif" diye ekledim. Hacı Amca, o gün bugündür duvar yazısını gözü gibi koruyor. Allah affetsin. Hacıyı yani.
Dedim "Mehdi, artık kızı arasak mı?" Dedi " Dur, Urartu yüksek dağ demekmiş zaten, bence Urartudan geliyor Ararat." Dedim " Mehdi, o dağ komple sana..."
Mehdi rahat, kızlarla arası iyi ama kızların onunla değil.