Dünyanın angaryası çoktur yorgun düşer insan çaresiz kalır. Kafasında tonlarca düşünce çöplüğü ile yaşar her gün.
Hani bir yaprak gibi dal düşerse yaprakta düşer; insanda umudu tükenince düştüğü yerde kalkması zor olur.
Çok istedim, öyle çok istedim ki bir kere alnımı secdeye koyabilmeyi, kul olabilmeyi o kadar çok istedim ki Muhammed Şemseddin'in yaptığı gibi yaptım ben de. Zira benim gü cüm yetmezdi bunu yapmaya ama Muhammed Şemseddin'in dua ettiği gibi edersem olurdu belki. "Allah'ım," dedim kendi kendime, "ne vardı ben de şuralarda diz kırıp talebe olaydım. Anlayaydım hikmeti. Kul olaydım ben de. Sırf sana secde edebilmek için bir başım olsaydı, ne vardı!"
Öyle içten ve öyle gerçekten söyledim ki bunları. Duam kabul olmasa bile duyan birinin var olması yetti bana. O zaman anladım Muhammed Şemseddindeki bu sakinliği ve teslimiyeti. O biliyordu ki duyan biri vardı. Her ne olursa olsun O'nun bilgisi olmadan olmuyordu. Ve bunu bilince gönlü rahatlıyordu.
Ben bunları düşünürken Muhammed Şemseddin geldi birazdan, aldı beni eline. Sonra dilinden değil ama içinden tam da şöyle dedi;
"Her duayı bir duyan muhakkak vardır. Taşın da Rabbi ağacın da Rabbi dalın da Rabbi Allah'tır."
Bir gözüm olsa o an hiç durmadan ağlardım. Ağlayamadım ama anladım. Beni duyuyordu, beni biliyordu ve beni anlıyordu. Ama bütün bunlar nasıl oluyordu bilmiyordum.
Muhammed Şemseddin o günden sonra kıldığı her namazda hemen bir adım arkasına yüzükoyun yatırdı beni. Hiç ayırmadı yanından. Başım yoktu ama secde ediyordum. En azından ben öyle inandım.Âsa - Bir Emir Sultan Romanı