Ve en derin aşk, bazen avuçtan kayan bir taştır.
Bir küçük çakıl taşı tanıdım, Akarsuların ve derelerin aşındıramadığı. Zamana karşı direnerek ve sabrederek Sivri kenarlarını kaybetmeyen. Gösterişten uzak, Bir o kadar sade ve alımlı. O kadar küçük, o kadar ağırdı ki, Yüreğimin en derin çukuruna oturdu. Ne fırtınalar görmüştü kim bilir, Ne yalnız geceler ağlamıştı sessizce. Tutmasını öğrendim yavaş yavaş, Parmaklarım onun sertliğinde yumuşadı. Önce kanattı, sonra iyileştirdi yaralarımı, İkimizde kırılgan, ikimizde çaresiz. Bir haziran rüzgârı esti sertçe, Avucum boş kaldı birden O küçük çakıl taşı gitti, Denize doğru yuvarlandı, Gözlerimin önünde kayboldu mavilikte. Şimdi kıyıda bekliyorum her akşam, Dalgalar ayaklarımı öperken. Belki bir gün döner dersin, Belki bir daha hiç göremem...
Duygu ve Düşünce
Çalınmış Yürek Üzgün yüreğim akıyor gemiye, Bir gevişlik tütün salyası gibi; Çorba artıkları yüzümde, niye? Üzgün yüreğim akıyor gemiye; Ya bu kaba saba sözler ne diye? Adamların bu zevzek gülüşleri? Üzgün yüreğim akıyor gemiye Bir gevişlik tütün salyası gibi.Hep belden aşağı edepsiz laflar Onu nasıl baştan çıkardı, bakın! Dümende de o biçim resimler var, Sevişmeler, kalkmış cinsel organlar... Siz ey beni büyüleyen dalgalar, Alın kirli yüreğimi, arıtın Hep belden aşağı edepsiz laflar O'nu nasıl baştan çıkardı, bakın! Tütünün posası çıktı çıkacak Ey çalınmış yürek n'eyleyeceğim? Ayyaş hıçkırıkları başlayacak, Tütünün posası çıktı çıkacak; Midem boşalıp boşalıp dolacak, Ben ki, yenmiş yutulmuşsa yüreğim, - Tütünün posası çıktı çıkacak - Ey çalınmış yürek n'eyleyeceğim? Arthur Rimbaud
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yattığım Kaya
Bu akşam o kadar durgun ki sular Gömül benim gibi kedere diyor. İçimde maziden kalma duygular Ağla geri gelmez günlere diyor. Ey gönül, gidenden ümidini kes! Kaçan bir hayale benziyor herkes, Sanki kulağıma gaipten bir ses Buluşmalar kaldı mahşere diyor. Enginden engine koşarken rüzgar, Bende bir yolculuk heyecanı var... Yattığım kayaya çarpan dalgalar Çıkıver bir sonsuz sefere diyor. Necip Fazıl Kısakürek
Velvele çok, icraat yok !
Bugünkü mevzumuz, hayatta "bir şey" olamamanın sancısı ile arz-ı endam edenlerin velvelesi... Bunlar her devirde insanın içini şişiren, enerjisini sömüren öylesi bir güruh... "Lafa gelince mangalda kül bırakmayan, işe gelince ortalıkta gözükmeyenler" kulübü. Hayatı sadece bir "tribün seyircisi" gibi yaşayıp, sahadakilere sürekli taktik vermeye, kusur bulmaya bayılırlar. Değişime, gelişime zerre katkıları olmadığı gibi, yapıcı tek bir fikir ürettikleri de görülmemiştir. "Velvele çok, icraat yok !" Bu profilin değişmeyen özelliği: Geçmişi (cemaziyülevveli)...Vitrin süsü olmak, parlatılmış boş bir imaj, hep "mış gibi" yapmak. Bugünü...Sürekli bir mağduriyet dili, her şeyden ve herkesten şikayet etme konforu, kronik memnuniyetsizlik. Geleceğe katkısı ise...Koca bir sıfır. Çünkü üretmek emek ister, risk almayı gerektirir; şikayet etmek ise bedavadır. "Kendi ışığına güvenen, başkasının parlamasından rahatsız olmaz." derler. Bunlar kendi ışıklarını yakamadıkları için, sürekli karanlıktan şikayet edip dururlar. Dünden bugüne bir arpa boyu yol alamamalarının sebebi de tam olarak bu: "Aynaya bakmak yerine hep başkalarını parmakla göstermek". Ne yazık ki çeneye verilen kuvvet, beyne ve ele verilmediği sürece bu vızıltı hiç bitmez. Mevzuya manzum uslüp ile devam edelim... ★ BOŞ KUBBENİN YANKILARI Anlayamıyorum ! Mazisinde de sadece vitrinde olma çabasından öte bir şey yapmamışları... Güne dair de; varsa yoksa sızlanma, şikâyetlenme, memnuniyetsizlik... Ya Hu, dünden bugüne hiç mi arpa boyu yol almaz insan... Yumurta vermez tavukların gıdak-gıdak velvelesi, Bal yapmaz arıların vızı-vızıl vızıltısı ! Eli iş tutmaz, dişe dokunur iş yapmaz, fikir üretmez, çeneye kuvvet... Bir ömür şikayet ettiğin mevzularda ne yaptın diye sorsan, cevap kallavi... Cemaziyyül-evvelini de
Seni görseydim günden önce
Gün gün Taşınıyor kabuslarım Ellerini görüyorum ,eller senin Sesleri, kaybediyorum sesleri Özlüyorum.. Hayır, Ait değilim bu yerlere, Tahamülsüzüm,öfkeli.. Sırılsıklam bedenim. Haziran yağmurları kadar aşık, Alıngan, Yalnız, Seni aramaktan uyansam mı Gözlerinin ışığında Aralasam karanlığı Geçilmeyen yollardayım simsiyah Uyanmasam Yorgunum,gülümsemek; yoruyor Işısın artık gün Karabasanlarımı yolcu etmeliyim Dalgalar sürüklüyor Sensizlik..Elimde özlem.. Uyanırsam ,göremem. Kanıyor gözlerim. Bir kar tanesi düşüyor alnıma Dur! Silme diyor, Zaten ne kadar ki ömrüm..
Sana çıkmayan yollara yalan söyledim. Feryadımı duymayan, dumanlı dağlara yalan söyledim. ​Seni sordu yağmurlar, yalan söyledim. Seni sordu dalgalar, yalan söyledim. ​Özlemesin diye gözlerini, gözlerime yalan söyledim. Sızlamasın diye sol yanım, yüreğime yalan söyledim. Uzamasın diye geceler, yıldızlara yalan söyledim. ​Gelir de bulamazsa diye seni, baharlara yalan söyledim. Yaprağında seni saklamayan, papatyaya yalan söyledim. ​Yazmasın diye seni, kaleme kağıda yalan söyledim. Ağzımdan çıkan her heceye, Kaleme dökülen gazele, şiire yalan söyledim!.. (18.06.2026)
Şiir