Sana öyle bir saray yaptırmak isterim ki. Bir eşi henüz daha yapılmamıştır belki. Henüz keşfedilmemiş, meçhul kalmış bir ada Gibi sahilden uzak, dalgalar arasında Bir saray, hem vücudun gibi beyaz mermerden; Sema, deniz ve güneş girer pencerelerden. Ve pencere camları gözlerinin renginde, Mis kokusu duyulur bu sarayın içinde. Bu sarayın içinde her şey güzel, temizdir, Çünkü her şey aksimiz veyahut gölgemizdir. Burda yalnız biz varız, ne inler ne de cinler, Yanan alınlarımız yalnız burda serinler. Cenneti bulmuş gibi bu sarayın içinde Ellerin saçlarımda ve başım dizlerinde, Her şeyden, her insandan, bütün dünyadan ırak, Tá içimizden gelen bir ahenge uyarak, Ve bu ahenkle sarhoş, ister misin sevgilim, Hiç sonu gelmeyecek bir ömür geçirelim?
Sayfa 63·Kitabı okuyor
Erlik Tasviri
Altay Tatarları, dünyadaki insan ve hayvanlara hastalıkları gönderen bir yeraltı ruhuna da inanırlar. Ölüleri kendi etrafına toplayan bu ürkütücü ruh, atletik vücutlu, dizlerine kadar inen sakalı, kömür siyahı gözlü olarak tarif edilen, "Erlikdir, ancak bu isim kullanılmaz, onun yerine "Kara nämä" (siyah şey) adı kullanılır. Erlik'in yer altı dünyasının denizlerinde küreksiz bir tekne ile gezdiği veya kara bir boğanın sırtında dolaştığı, yüzünün geriye baktığı anlatılır. Elinde kırbaç yerine, bir yılan veya yarım ay şeklinde bir balta vardır. Dokuz nehrin birleşip "Toibodym" isimli tek bir nehre dönüştüğü yer deki karanlık sarayı "Örgö” de yaşar. İnsanların gözyaşlarından oluşan bu nehrin üzerinde bir at kılı inceliğinde bir köprü vardır ve ölülerden biri bu köprüden kaçmaya kalkacak olsa, sendeleyip aşa ğıya düşer ve dalgalar onu yine ölüler ülkesinin kıyılarına atar. Toibodym ırmağında korkunç yaratıklar yaşar ve Erlik'in sarayını ko rurlar.
Sayfa 284·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Gel, oraya gidelim seninle Özlediğim şarkıları söyle bana Sevdiğim şeyleri anlat Bir bir unutalım ikimizden başka ne varsa Güneş yükselince denizlerimde yıkan Gel, sokul kollarıma yağmur yağarsa Ağaçlar senin için açmış en güzel çiçeklerini Dinle, dalgalar bir eski şarkıyı söylüyor sevdiğin Duyuyor musun her yerde buram buram İşte o yaşamak dediğin Sözünden çıkmayan bir zaman, işte İşte şehirleri aratmayan Kuşlar, ağaçlar, böcekler Ve her dakikası bir pırlanta saatlerin Başlayacak o seninle var olduğumuz yerde En doyulmazı saadetlerin Orada kapımız bütün güzelliklere açık Pencereler gel diyecek en bakir zamanlara Sinecek kokun yavaş yavaş Denizlere, bahçelere, ormanlara Seninle bir ülke kuracağız Sevgiden, mutluluktan, umuttan Orada Dilediğin zaman masmavi bir gece olacak Ve yine dilediğin zaman Bütün geceler gündüz gibi Seninle çağlar boyu yaşayacağız orada İki ölümsüz gibi
Sayfa 268·Kitabı okuyor
Şiir
Güzel bir uykuya daldı o gece çocuk. Düşünde kendisini denizin üstünde dingildeyen, gemi kadar büyük bir karpuz dilimi kabuğunun üstünde gördü. Geminin kaptanı okuldaki matematik öğretmeniydi. Okuldaki gibi ters ters bakmıyor, gülümseyerek başını okşuyor, başındaki kaptan kasketini çıkarıp çocuğun başına takıyor, çocuk geçiyor dümene, o kullanıyordu dalgalar üstünde seken dev karpuz kabuğu gemiyi...
Henüz senin örtünün etrafında oynadığım içın Hâlâ sende bir çiçek gibi asılıyken Ve kalbin her sesi hissederken Sevgiyle titreyen yüreğimi saran sesleri Henüz ben inançla ve özlemle Zengin, senin gibi, resminin önünde dururken, Gözyaşlarım işin bâlâ bir yer Aşkım için bir dünya buldum; Kalbin henüz güneşe dönük olduğu için Seslerini dinlemek istiyormuş gibi onu Ve yıldızları kardeşi ilan ederken Ve baharı Tanri'nın melodisi, Soluğuyla koruluğu hareket ettiren, Henüz ruhun, o sevincin rubu Kalbin sessizliğinde dalgalar yaratırken, Bir anda altın bir gün sarıyor çevremi.
Geçmiş
Babası bir deniz tanrısına âşık olmuştu. Tanrı'nın adı Osidisen'di ve ebeveynleri, Kissen ve ağabeylerini tanrının onlara gösterdiği ilginin şerefine isimlendirmişti: Tidean "gelgit üstünde," Lunsen "sudaki ay," Mellsenro "yuvarlanan taşlar" ve Kissenna da "denizin aşkından doğan" anlamına geliyordu. Osidisen ağlarını balıklarla doldurup çocuklarına, ne zaman fırtınanın içine dalmaları, ne zaman ondan sakınmaları gerektiğini öğretti ve her gün avlarıyla birlikte eve sağ salim dönmelerini sağladı. Kissen ve ailesi, denizin onlara verdikleriyle büyüdü. Gelgelelim deniz tanrısı Talicia topraklarına şans getirmedi. Sonunda da tepelerdeki köylerde yaşayanlar Ateş Tanrısı Hseth ve onun zenginlik vaatlerine kandı. Herkes ateşi sevenlerin servetinin peşindeydi. Talicialılar, Hseth adına teknelerini yakıp silahlar yapmak, pirinci ısıtmak ve çınlaması falezden dağ sınırına dek duyulan büyük çanlar dövmek için ormanlarındaki ağaçları kestiler. Osidisen'in suları boşaltıldı ve toprağın üzerinden dumanlar yükseldi. Çok geçmeden daha başka, daha karanlık şiddet öyküleri şehirlerden köylere yayılır oldu: Ateş tanrısı adına kurbanlar veriliyor, avlara çıkılıyor ve istenmeyen kişiler temizleniyor, onu memnun etmek için düşmanlar ve köklü aileler ateşe veriliyordu. Bir gece, Mellsenro'nun parmaklarına mürekkeple isminin yazıldığı on ikinci yaş gününden sonraki gece, on bir yaşındaki Kissen tuhaf bir şekilde yoğun ve tatlı kokan bir dumanla uyandı. Duman boğazını yakıyordu. Kissen kendine geldi ve ağızlarına kumaşlar örtülü, yüzleri kömür tozuyla sıvanmış ve saçlarında küçük lambalar gibi parlayan çanlar olan adamlar tarafından taşındığını fark etti. Kissen'ın kolu bacağı kıpırdamıyordu ve göğsü, rüya âleminden çıkamamış gibi ağırdı. O tatlı dumanı tanımıştı: Bu, sless tohumlarının
Sayfa 17·Kitabı okuyor