Güzel bir uykuya daldı o gece çocuk. Düşünde kendisini denizin üstünde dingildeyen, gemi kadar büyük bir karpuz dilimi kabuğunun üstünde gördü. Geminin kaptanı okuldaki matematik öğretmeniydi. Okuldaki gibi ters ters bakmıyor, gülümseyerek başını okşuyor, başındaki kaptan kasketini çıkarıp çocuğun başına takıyor, çocuk geçiyor dümene, o kullanıyordu dalgalar üstünde seken dev karpuz kabuğu gemiyi...
Henüz senin örtünün etrafında oynadığım içın Hâlâ sende bir çiçek gibi asılıyken Ve kalbin her sesi hissederken Sevgiyle titreyen yüreğimi saran sesleri Henüz ben inançla ve özlemle Zengin, senin gibi, resminin önünde dururken, Gözyaşlarım işin bâlâ bir yer Aşkım için bir dünya buldum; Kalbin henüz güneşe dönük olduğu için Seslerini dinlemek istiyormuş gibi onu Ve yıldızları kardeşi ilan ederken Ve baharı Tanri'nın melodisi, Soluğuyla koruluğu hareket ettiren, Henüz ruhun, o sevincin rubu Kalbin sessizliğinde dalgalar yaratırken, Bir anda altın bir gün sarıyor çevremi.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Geçmiş
Babası bir deniz tanrısına âşık olmuştu. Tanrı'nın adı Osidisen'di ve ebeveynleri, Kissen ve ağabeylerini tanrının onlara gösterdiği ilginin şerefine isimlendirmişti: Tidean "gelgit üstünde," Lunsen "sudaki ay," Mellsenro "yuvarlanan taşlar" ve Kissenna da "denizin aşkından doğan" anlamına geliyordu. Osidisen ağlarını balıklarla doldurup çocuklarına, ne zaman fırtınanın içine dalmaları, ne zaman ondan sakınmaları gerektiğini öğretti ve her gün avlarıyla birlikte eve sağ salim dönmelerini sağladı. Kissen ve ailesi, denizin onlara verdikleriyle büyüdü. Gelgelelim deniz tanrısı Talicia topraklarına şans getirmedi. Sonunda da tepelerdeki köylerde yaşayanlar Ateş Tanrısı Hseth ve onun zenginlik vaatlerine kandı. Herkes ateşi sevenlerin servetinin peşindeydi. Talicialılar, Hseth adına teknelerini yakıp silahlar yapmak, pirinci ısıtmak ve çınlaması falezden dağ sınırına dek duyulan büyük çanlar dövmek için ormanlarındaki ağaçları kestiler. Osidisen'in suları boşaltıldı ve toprağın üzerinden dumanlar yükseldi. Çok geçmeden daha başka, daha karanlık şiddet öyküleri şehirlerden köylere yayılır oldu: Ateş tanrısı adına kurbanlar veriliyor, avlara çıkılıyor ve istenmeyen kişiler temizleniyor, onu memnun etmek için düşmanlar ve köklü aileler ateşe veriliyordu. Bir gece, Mellsenro'nun parmaklarına mürekkeple isminin yazıldığı on ikinci yaş gününden sonraki gece, on bir yaşındaki Kissen tuhaf bir şekilde yoğun ve tatlı kokan bir dumanla uyandı. Duman boğazını yakıyordu. Kissen kendine geldi ve ağızlarına kumaşlar örtülü, yüzleri kömür tozuyla sıvanmış ve saçlarında küçük lambalar gibi parlayan çanlar olan adamlar tarafından taşındığını fark etti. Kissen'ın kolu bacağı kıpırdamıyordu ve göğsü, rüya âleminden çıkamamış gibi ağırdı. O tatlı dumanı tanımıştı: Bu, sless tohumlarının
Sayfa 17·Kitabı okuyor
"Troyalılar da başlarında Hektor küme küme atıldılar öne. Gökten gelme bir ırmağın ağzında nasıl akıntıya çarpan dalgalar gümbürderse, kayalar nasıl çınlarsa kıyıda, uğuldayan denizin altında, Troyalılar öyle yürüyordu çınlayan seslerle."
Alıntı
24) Hayret Denizi (Bahr) Burada deniz, hayretin karşılığıdır. Kişi maşuka, yani sevdiğine nasıl ulaşacağı hakkında kendinde ortaya çkan hayret denizinde boğulur. Bu deniz onun gözünde büyür, dalgaları kabarır ve ondan kurtulmayı istemek zorunda kalır. İnsan bir kara canlısı olduğu için ancak karada yaşayabilir. Onun doğası toprağa meylederken toprak da onu kendisine doğru çeker. Denizin dibi derindir ve onu çekerek dibine ulaştırmak ister. Denizde boğulma ve orada helak olma duygusu, denizden kaçmaya ve kendisini kurtaracak her şeye bağlanmaya sevk eder. Başka bir ifadeyle boğulma duygusu insanı kendisini canlı bir şekilde kuru toprağa ulaştıracak sebeplere bağlanmaya yöneltir. Çünkü deniz, onu kuru toprağa boğulup ruhu bedeninden çıktıktan sonra atar. Bu nedenle kişi karaya doğru kaçar.
Sayfa 62
Din
İnsan gibiydi dalgalar; bir varmış, bir yokmuş. Hayatın kendisiydi deniz; bazen berrak, masmavi ve sonsuzp bazen de kızgın , karanlık ve korkutucu...
Sayfa 18·Kitabı okuyor