Meğer benmişim bütün muamma, Çölden geçip atlarını kaybeden, Yolların dalgın ve karanlık seyrettiği, O çok yüzlü, yangın gözlü ızdırap, O kötürüm bezirgân benmisim, Yarım kalmış bir ömrün bahçesinde, Gül olmuş sararmışım, gül olmuş tükenmişim...
Eylülde geliyorsun haziranda ayrılık oluyor bakışların bazan umut ekiyorsun yollara bazan karanlığa çekiyorsun ömrümü bir kartalın, kanadı kırılan kelebeğe dalgın bakışı gibi bir yangının ağustos böceğini ansızın yakışı gibi yakarken yüreğimi gittikçe büyüyen çığlıklarıma nasıl böyle sessiz kalabilirsin... Nurullah Genç🎈
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Durmadan kaydırırken ertelediklerimiz
Akşam oluyor. Milyonlarca insan neredeyse aynı hareketi yapıyor. Telefon açılıyor. Bir haber, ardından başka bir haber. Bir video, sonra bir tane daha. Başlangıçta yalnızca birkaç dakikalık görünen şey bazen fark edilmeden saatleri, hatta bütün bir akşamı yutuyor. Bu manzara üzerine çok şey yazıldı. Dikkat ekonomisinden, algoritmalardan ve bağımlılıktan söz edildi. Bunların hepsinde doğruluk payı var. Yalnız bazen en görünür açıklamalar asıl meseleye yaklaşmamızı zorlaştırabiliyor. Çünkü insanın dikkatini dağıtma arzusu yeni değil. Geçmişte de herkes boş zamanlarını Tolstoy okuyarak geçirmiyordu. Uzayan sohbetler, iskambil oyunları, dedikodular, magazin dergileri ve televizyon karşısında geçirilen saatler vardı. İnsan zihni kendisini oyalamanın yollarını her zaman buldu. Bu nedenle sorun insanların eskiden düşünüp şimdi düşünmemesi değil. Yine de bir fark var. Bir zamanlar dikkat dağıtan şeylerin de bir sonu vardı. Gazete biterdi. Televizyon yayını sona ererdi. Yolculuk tamamlanırdı. Misafirler dağılırdı. İnsan eninde sonunda kendi zihniyle yeniden karşılaşırdı. Bugün ise akışın sonu yok. Bir görüntünün ardından diğeri geliyor. Bir haber başka bir haberi çağırıyor. Bir hayat başka hayatlara açılıyor. İnsan artık dikkatini dağıtacak şey aramıyor; dikkatini dağıtacak şeyler onu buluyor. Belki de bugünü farklı kılan şey, dikkat dağıtıcıların niteliğinden çok sürekliliğidir. İnsanlık tarihinde ilk kez hayatın neredeyse bütün boşluklarını doldurabilecek araçlara sahibiz. Oysa bazı boşlukların bir işlevi vardı. Beklemek yalnızca beklemek değildi. Can sıkıntısı da yalnızca can sıkıntısı değildi. İnsan çoğu zaman neyi özlediğini, neden huzursuz olduğunu ya da hangi hayatın içinde kaybolduğunu o görünüşte önemsiz anlarda fark ederdi. Dinlenmek mi, oyalanmak mı? Yine
Makale|Yazı
Mevsimidir Müphem bir meltem Yoklar dal uçlarını Gizlice ürperir yaseminler Körfezde deniz dalgın Bilinmez hangi aşktan arta kalmış Vahim bir yalnızlığı dinler. Attila İlhan
Şiir
Hüyazel
Sesini sakladım. Adımı andığın an, çınladığında kulaklarım Yaz öğlesinin uyku eşiğinde, Uçurumlaşırken gözlerim. Sakladım sesini, Ötüşlerine dalgın kumruların. G A V E 17.06.2026(12:30)
Eylülde geliyorsun haziranda ayrılık oluyor bakışların bazan umut ekiyorsun yollara bazan karanlığa çekiyorsun ömrümü bir kartalın, kanadı kırılan kelebeğe dalgın bakışı gibi bir yangının ağustos böceğini ansızın yakışı gibi yakarken yüreğimi gittikçe büyüyen çığlıklarıma nasıl böyle sessiz kalabilirsin... Nurullah Genç