Femando, Victor'u çok yalnız görürmüş. Işıltılı gülümsemesini özel sorunların­dan insanları uzak tutmaya yönelik bir maske gibi kullandı­ğının farkındaymış. "Sokakta, uzaktan gördüğünüzde," diye anlatmıştı, "dalgın, endişeli ve içine kapanık birisi derdiniz . . . Ama yüz yüze geldiğiniz anda yüzü aydınlanır, en içten gü­lümsemesiyle hatırınızı sorardı."
Sayfa 47·Kitabı okuyor
Meğer benmişim bütün muamma, Çölden geçip atlarını kaybeden, Yolların dalgın ve karanlık seyrettiği, O çok yüzlü, yangın gözlü ızdırap, O kötürüm bezirgân benmişim, Yarım kalmış bir ömrün bahçesinde, Gül olmuş sararmışım, gül olmuş tükenmişim...
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Tek başıma dalgın dalgın dolaşıyorum ve bu insanı gevşeten bir yaz gecesi gezintisi değil, bir yere varma acelesi içindeyim ama nereye? Ara sokaklara giriyor, kapı aralıklarına bakıyor, kepenkleri yan aralık pencerelerden içeriyi dikizliyor ve konuşacak birilerini bulmak istiyor, ama aynı zamanda karşıma birileri çıkacak diye korkuyorum.
5. Psikolojide "Ellezînehûm an Salâtihim Sâhûn" Sırrı "Onlar namazlarının özünden uzaktırlar, ciddiye almazlar." Mâûn Suresi'nin bu ayette kullandığı "sâhûn" kelimesi, Arap dilinde "önemsediğini değil, geri plana ittiğini", "zihninde var ama hayatında yokmuş gibi davrandığını" ifade eden derin bir iç gevşemeyi anlatır. Taberî, Kurtubî ve Zemahşerî'nin ortak yorumlarında "sâhûn", namazı inkâr eden kişi değildir. Namazı değer hiyerarşisinde alt sıralara iten, erteleyen, içini boşaltan kişi olarak açıklanır. Dikkat çekici olan, ayetin "an salâtihim", yani "namazlarının etrafında, namazdan uzak bir hâlde olanlar" demesidir; "fi salâtihim", yani "namazın içinde dalgın olanlar" dememiştir. Bu incelik, psikolojik olarak ibadetin bütün hayatı kuşatması gereken bir bilinç hâli olduğunu göstermektedir. "Sâhûn", ibadeti tamamen terk etmeyen ama ibadeti hayatın merkezinden kaydıran zihinsel bir kırılmayı işaret eder. Namaz vakti geldiğinde sürekli bir şeylerin araya girdiği, bir türlü öncelik verilemediği, ertelenip kaçırıldığı durumları anlatır. Kişi kendini dindar görür, niyeti inkâr değildir fakat davranışın gerçek zaman çizelge-sinde ibadet, hep "daha sonra yapılacak işler" arasındadır. Modern psikoloji bu hâli değer-davranış uyumsuzluğu olarak tanımlar. Bu tanımın bağlamında insan kendini bir değere ait hissediyordur ama günlük pratikleri o değerle örtüşme göstermez. Bu noktada zihinsel gerginlik başlar; kişi bir yandan "namazı önemsiyorum" der, lakin diğer yandan sürekli bir erteleme döngüsüne girer.
Sayfa 118·Kitabı okuyor
Ertesi gün, daha ertesi gün ve üçüncü gün Ömer, sabahları iyileşir gibi oldu; fakat akşamları, bir önceki akşamdan daha çok ağırlaştı ve ancak bir hafta sonra, doktorlar: - Tifo, dediler. Ömer tifo yatağında, günlerce de dalgın, erimiş ve bitmiş olarak yattı: Ateş, ateş, ateş... Ateş yavrucağı eritmiş, bitirmişti. *** Sonra, bir sabah kendine gelir gibi oldu. Akşam gene fenalaştı; fakat ertesi sabah bize gülümsedi ve annesi onu kucaklayıp öptü. Her geçen gün, Ömer'e bir parça daha iyilik getiriyor; bu muhakkak; fakat öyleyse, doktorlardaki bu soğukluk neden? Neden aramızda böyle tül gibi, tül gibi, fakat aşılmaz bir perde tutuyor ve ne düşündüklerini, daha doğrusu ne beklediklerini apaçık söylemiyorlar? Neden apaçık söylemiyorlar da birtakım meslek tabirlerini, el, baş ve omuz hareketlerini tercih ediyorlar? Bütün bunlara ve bilhassa, bilhassa karımın, karımın ve benim, böyle durup dururken, hattâ Ömer gülümserken, kalblerimizin atışlarını hızlandırıverişlerine sebep ne?
Sayfa 63·Kitabı okuyor
Olmasa da olur, oynak, dalgın benliğimi, hiçliğin içinde boğulurcasına kaybediyorum kendimden; değişkenim ve bu özlü kelime her şeyi söylüyor, her şeyi içeriyor.