Ertesi gün, daha ertesi gün ve üçüncü gün Ömer, sabahları iyileşir gibi oldu; fakat akşamları, bir önceki akşamdan daha çok ağırlaştı ve ancak bir hafta sonra, doktorlar:
- Tifo, dediler.
Ömer tifo yatağında, günlerce de dalgın, erimiş ve bitmiş olarak yattı: Ateş, ateş, ateş... Ateş yavrucağı eritmiş, bitirmişti.
***
Sonra, bir sabah kendine gelir gibi oldu. Akşam gene fenalaştı; fakat ertesi sabah bize gülümsedi ve annesi onu kucaklayıp öptü.
Her geçen gün, Ömer'e bir parça daha iyilik getiriyor; bu muhakkak; fakat öyleyse, doktorlardaki bu soğukluk neden?
Neden aramızda böyle tül gibi, tül gibi, fakat aşılmaz bir perde tutuyor ve ne düşündüklerini, daha doğrusu ne beklediklerini apaçık söylemiyorlar?
Neden apaçık söylemiyorlar da birtakım meslek tabirlerini, el, baş ve omuz hareketlerini tercih ediyorlar?
Bütün bunlara ve bilhassa, bilhassa karımın, karımın ve benim, böyle durup dururken, hattâ Ömer gülümserken, kalblerimizin atışlarını hızlandırıverişlerine sebep ne?