Puan vermedi·166 syf.··
2026 117. kitabı
Şimdi düşünün ki sevgi dolu bir mesajı eşinize göndereceğiniz yere, yanlışlıkla iş arkadaşınıza gönderiyorsunuz. Normalde böyle bir durum düzeltilip gülüp geçeceğiniz anlık bir dalgınlığın ötesinde vücut buluyor. Çünkü iş arkadaşınız da size sevdiğini söyleyen bir mesajla cevap veriyor. Çok zor bir durum olsa gerek. Konu bu kadar basit değil. Çünkü bundan sonra artık sizin de müdahale edemeyeceğiniz saplantılı bir hale bürünüyor. Böyle bir durumda elbetteki bir takım seçenekler var. Mesajın yanlışlıkla geldiğini söylemek, hiç cevap vermemek ya da isteksizce de olsa ufak bir gülen yüz simgesi göndermek. Peki Adam ne yaptı derseniz maalesef son seçenek olan gülen yüz simgesi gönderdi, bunun nelere yol açabileceğini bilmeden. Adam onu sevmiyordu, en azından kendine sürekli bunu söylüyordu. Eşine karşı büyük bir sevgi bir ilişkilerinin bulunma korkusunu taşıyordu aynı zamanda. Ama insan bazen sevmediği birine değil, içinde ilk kez fark ettiği eksik parçaya çekilirdi belki de. O andan sonra vicdanıyla kalbi arasında ince, karanlık bir yol açıldı. Çünkü yanlışlıkla başlayan bazı hikayeler, insanın en gizli yalnızlığını ortaya çıkarıyordu kimbilir. Yanlışlıkla gönderilen birkaç kelimelik bir dalgınlık, birkaç saniyelik bir hata, karşı taraftan gelen sıcak cevap ile içinde yıllardır unuttuğunu düşündüğü bir boşluğu uyandırdı belki de. İstemsizce bir durumun içine düşmüştü. Uzaklaşmaya çalıştıkça sanki daha çok içine çekiliyordu bu durumun. Ama insan bazen en çok kaçmak istediği duygunun içinde nefes aldığını fark eder. İş arkadaşıyla kurduğu o yasak yakınlık, önce küçük bir sır gibi başladı, sonra içinden çıkmak istemediği karanlık bir girdaba dönüştü. Çünkü bazı insanlar aşkı değil, kendilerini yeniden hissettiren duyguyu severdi. Ve adam, her mesajda biraz daha
Yanlış HedefDomenico Starnone · Tersine Kitap · 2026138 okunma
5/10
·205 syf.··
2026 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2026 00:00
Ahmak ve Dalgınlar, ilk bakışta sadece insanlarla alay eden bir kitap gibi görünebilir. Ancak kitabı okudukça bunun bir mizah kitabından çok, insan zaaflarını teşhis etmeye çalışan bir gözlem kitabı olduğu anlaşılıyor. İbnü'l-Cevzî, günlük hayatta karşılaştığı olaylardan, duyduğu hikâyelerden ve tarihî anekdotlardan hareketle ahmaklık, dalgınlık, düşüncesizlik ve bilgi eksikliği gibi kusurları örneklerle anlatıyor. Kitap 1201 yılında yazılmış. Günün mizahı nasıldı bilemiyorum ama kitabın adındaki inceliği hissedemedim. Tekrar gibi görünen hikâyeler bulunduğu gibi "Bu olaydaki mizah ne ki?" dediğim çok fazla hikâye vardı. Aynı kategoride değerlendirilmese de Plutarkhos'un "Gevezeler ve Meraklılar" kitabı çok daha iyi bir kitap. Ahmak ve Dalgınlar, insanın en eski kusurlarından bazılarının aslında hiç değişmediğini gösteren bir eser.
Ahmak ve Dalgınlarİbnü`l-Cevzî · Şule Yayınları · 2018129 okunma
Reklam
Türkiye'nin Manzarası
Puan vermedi·159 syf.··
2026 5. kitabı
Eser, Necip Fazıl’ın şiirleri dışında okuduğum ilk eseri. Yazılarıyla tanıştığım bir eser oldu. Biçim olarak yorumlamam gerekirse cümlelerdeki betimlemelere, benzetmelere hayran oldum. Her benzetme çok yerinde ve etkileyiciydi. İşlenen konunun ağırlığına bakmadan edebi dilini korumuş yazar. Üslup etkileyici olsa da okumak çok zor oldu. Her kelimesiyle fikir kitabı olduğunu belli ediyor, okurken bir anlık dalgınlık kabul etmiyordu. Anlayabilmek için defalarca okuduğum satırlar oldu. Eğitimden ekonomiye, toplumsal faktörlerden teknolojiye, ideolojilerden basına birçok başlık altında fikirlerini yazmış yazar. Tüm olumsuzlukların sebebini bir şeye bağlıyor; İslam’dan uzak kalmış olmak. Kitabın sonunda reçeteyi de veriyor; İslâm’a dönmek.
1000Kitap
Türkiye'nin ManzarasıNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 2017369 okunma
8/10
·123 syf.··
2018 35. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2018 00:00
Kitap, Michel Foucault’nun 1971’de Tunus’ta verdiği bir konferans metni aslında. Kitaplaştırılmış. İyi ki yapılmış diyorsunuz, inanılmaz lezzetli bir bilgiler içeriyor; sanat tarihi, felsefe, sosyoloji ve diğer düşünce sistemleri hakkında. Foucault, Manet’nin, resim sanatı tarihinde, 20. yüzyıl modern sanatı başlatan kişi olarak gösterir. Manet’nin 13 tane eserini inceliyor kendisi. Özellikle “Demiryolu” eserinde, ressamın seyirciye oynadığı oyunu ifşa etme konusunda, inanılmaz bakış açısı ve perspektif tahlili ayrıntılarıyla gösteriyor. Manet’yi zaten muziplik ve oyunbaz ressam olarak çokça tarif ediyor. “Folies-Bergere’de Bir Bar” isimli tablosuna ise, Manet’nin perspektif çarpıklığına gönderme yapıyor. Tablo, akslarıyla seyircinin tek yerden değil, birçok yerden bakabilme ihtimaliyle çizilme hikayesini aktarıyor. Her ne olursa, harikulade bir düşünce bu bence. Mimes (doğanın taklidi) karşı çıkmıştır ressam. ⠀ Quattrocento’ya (Rönesans) döneminde ortaya çıkan sanatsal yaygınlıklardan biridir; bu tarz, mimari inşaların siyah-beyaz çizilmesi gerektiğini savunurken, mimarinin içinde, yanında bulunan insanların ise, kıyafetlerinin ise, kırmızı, yeşil ve maviye boyanmasına dayanır. “Balkon” isimli eseriyle, bunu tersine çevirir Manet ve insanlar siyah-beyaz iken, balkondaki panjurlar yemyeşildir. 1750’de seyircinin bakış açısı, mevcudiyeti ressamları sıkıntıya sokmuştur. Temsil edilen karakterlerin, seyircinin kendisine baktığı hissi, esere onu düşünerek üretme çabası, ister istemez yapaylığa neden oluyordu. Bu soruna karşı, Chardin, Courbet ‘ye kadar bazı ressamlar, çözüm olarak çizdiği karakterlere “dalgınlık” hissi vererek çözüm aramışlardır. Eylemle meşgul olan resimdekiler, dalarak seyirciyi unutur. İkinci durum ise, seyirciyi tuvalin içine çekmektir. Courbet
ManetMichel Foucault · İletişim Yayıncılık · 201857 okunma
Size Pandispanya Yaptım
Puan vermedi·362 syf.··
2026 12. kitabı
Türk edebiyatında kendine has bir sesi olan Mario Levi, “Size Pandispanya Yaptım” ile okuru yine tanıdık ama bir o kadar da huzursuz eden bir dünyaya çağırıyor. Kitap, ilk bakışta anılardan beslenen bir hikâye gibi duruyor ama sayfalar ilerledikçe bunun çok daha fazlası olduğu anlaşılıyor. Açık konuşmak gerekirse, bu romanı düz bir hikâye gibi okumak mümkün değil. Levi, anlatıyı katman katman kuruyor. Kimi yerde kişisel hatıralar devreye giriyor, kimi yerde toplumsal hafıza kendini hissettiriyor. Bu da metni zenginleştiriyor ama aynı zamanda kolay tüketilir olmaktan uzaklaştırıyor. Edebi açıdan bakınca, Levi’nin dili yine başrolde. Uzun cümleler, iç içe geçen zamanlar, hafif bir dalgınlık hissi… Okur ya bu ritme kapılıyor ya da bir noktada yoruluyor. Çünkü yazar, metni hızlandırmak gibi bir derdin peşinde değil. Bu bir tercih, ama herkese hitap etmeyebilir. Roman, Türkiye’nin yakın geçmişine özellikle de şehirli azınlıkların hayatına dokunuyor. Büyük olaylardan çok küçük, kişisel hikâyeler üzerinden bir dönem anlatılıyor. Bu yönüyle sahici. Ama daha net bir tarihsel çerçeve arayan okur için biraz eksik kalabilir. Yazar, siyaseti metnin içinde adeta fısıldayarak işlemiş. Kimlik, aidiyet, dışarıda kalmışlık... Bunları doğrudan sloganlarla kullanmak yerine, karakterlerin hayatı üzerinden anlatılmış. Bu incelikli yaklaşım güçlü olsa da bazen “ne demek istiyor?” sorusunu akla getiriyor. İnsanı anlama konusunda ciddi bir gözlem gücü var. Özellikle hafıza ve kimlik meselesi, psikolojik olarak oldukça gerçekçi bir zemine oturuyor. Zaten kitabın en güçlü tarafı da burası: insanın içi. Karakterler yalnız, kırılgan, geçmişe takılı. Levi kişileri süslemeden, oldukları gibi anlatıyor. Ama bu kadar içe dönük bir anlatım, dış dünyada olup biteni geri plana itiyor. Bu da
1000Kitap
Size Pandispanya YaptımMario Levi · Everest Yayınları · 2018114 okunma
Yine Etkileyici, Yine Sürükleyici
9/10
·250 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 22 Mart 2026 18:27
Son Gulyabani’nin Korku Hikâyeleri 2, ilk kitabın ardından merakla dinlediğim ve genel olarak yine çok beğendiğim bir devam kitabı oldu. Ancak kendi okuma deneyimim açısından düşündüğümde, ilk kitabın bende bıraktığı etkinin daha güçlü olduğunu söylemem gerekir. İlk kitap beni çok daha derinden sarsmış, atmosferiyle daha yoğun biçimde içine çekmiş ve üzerimde daha kalıcı bir iz bırakmıştı. Bu yüzden ikinci kitap aynı ölçüde çarpıcı gelmedi. Ancak bu durum, eserin başarısını gölgeleyen bir şey değil; aksine, ilk kitabın bende ne kadar güçlü bir etki yarattığını gösteriyor. Buna rağmen ikinci kitap da kesinlikle başarılı bir eser. Özellikle serinin genel anlatım gücünü ve yazarın dil konusundaki ustalığını burada da çok net biçimde hissettim. Betimlemeler yine oldukça güçlü, anlatım dili yine özenli ve etkileyici. Hikâyelerin kurulma biçiminde, korku atmosferinin adım adım işlenişinde ve genel kurguda belli bir kalite standardının korunduğu açıkça görülüyor. Bu da serinin rastgele yazılmış korku öykülerinden oluşmadığını, gerçekten üzerinde düşünülmüş ve özenle şekillendirilmiş bir yapı taşıdığını hissettiriyor. Bu kitabı da ilk kitap gibi sesli olarak dinledim ve açıkçası bu deneyimin esere katkısının çok büyük olduğunu düşünüyorum. Hatta kendi adıma, bu hikâyeleri yalnızca yazılı metin olarak okusaydım aynı etkiyi alır mıydım emin değilim. Çünkü sesli kitapta kullanılan vurgu, tonlama ve kimi zaman arka plan efektleri, hikâyelerin duygusunu ve atmosferini çok daha yoğun yaşatıyor. Özellikle korku türünde bu tür ayrıntılar dinleyiciyi eserin içine daha kolay çekiyor. Bu yüzden benim için sesli dinleme deneyimi, kitabın etkisini artıran önemli bir unsur oldu. Her iki kitabı da bayram dönüşündeki uzun araba yolculuğunda dinlemiş olmam da deneyimi daha özel hâle
1000Kitap
Son Gulyabani’nin Korku Hikâyeleri - 2Mehmet Berk Yaltırık · Kuartet Yayınları · 202625 okunma
Reklam
Reklam