5/10
·176 syf.··
2026 9. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 21:27
Merhabalar, kitaptan tam keyif alabilmek için hem klasik müzik tarihine (bestecilerin dönemlerine, tarzlarına) hem de müzik teorisine (kontrpuan, senfoni yapısı vb.) belirli bir düzeyde aşina olmak gerekir. Aksi takdirde cennetteki diyaloglar sadece "isim bombardımanı" gibi gelebilir. Demem o ki kitabın içindeki terimler biraz anlamsız gelebilir (tamam birazdan fazla anlamsız gelebilir.) Fakat kitap bittikten sonra bir çok klasik müzik sanatçısının gönül işlerine kadar bilgi sahibi oluyorsunuz. Kitap, klasik bir biyografi ya da alışılagelmiş bir roman değil; adeta edebi bir kolaj ve deneysel bir performanstır. 1991 yılında, Mozart’ın 200. ölüm yıldönümü anısına kaleme alınan kitap, Burgess’in sadece bir edebiyatçı değil, aynı zamanda hayatının büyük bölümünü besteler yaparak geçirmiş sıkı bir müzisyen olduğunu en net gösteren yapıtlarından biridir. Kitabın Türkçe ismindeki "Deyyuslar" vurgusu boşa değildir. Burgess, Mozart gibi saf bir dehanın, dönemin "soylu, burjuva ve dalkavuk" tabakası tarafından nasıl sömürüldüğünü, anlaşılamadığını ve sefalete itildiğini sert bir ironiyle eleştirir. ​Kitaptaki en güçlü temalardan biri, müziğin varoluşsal amacıdır. Burgess, Mozart’ın ağzından sanatı sadece elitlerin hayatını süsleyen bir "duvar kağıdı" veya bir "oyuncak" olarak görenlere adeta meydan okur. Salieri üzerinden ise "Neden bu kusursuz yetenek benim gibi disiplinli birine değil de, ahlaken çocuksu ve fevri olan Mozart’a verildi?" sorusuyla ilahi adaleti ve dehanın doğasını sorgular. Özetle; Mozart ve Deyyuslar, Anthony Burgess'in Mozart'ın dehası önünde saygıyla eğilirken, bir yandan da onun etrafındaki yozlaşmış dünyaya, hatta müziği felsefi olarak tam kavrayamayan modern insana orta parmak çıkardığı, edebi olarak deneysel, zihnen hafifletici ama felsefi olarak ağır
1000Kitap
Mozart ve DeyyuslarAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,070 okunma
Mahir Kabakçıoğlu & Mestan
10/10
·576 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
Demirciler Çarşısı Cinayeti karakter incelemesi I: Mahir Kabakçıoğlu Mahir Kabakçıoglu: Yaşar Kemal, Çukurova’nın toplumsal dönüşümünü anlatırken Mahir Kabakçıoğlu karakteriyle, geleneksel beylik düzeninin yerini alan, eğitimli ancak bir o kadar yozlaşmış ve fırsatçı sermaye sınıfını temsil eder. Yaşar Kemal’in Demirciler Çarşısı Cinayeti’ni okurken insanın zihnine kazınan en nevi şahsına münhasır karakterlerden biri şüphesiz Mahir Kabakçıoğlu’dur. Roman boyunca Çukurova’nın o bildiğimiz, kan davalarıyla kavrulan eski feodal düzeninin çöküşünü izlerken, Yaşar Kemal karşımıza öyle bir "yeni ağa" profili çıkarır ki, hani derler ya, gelen gideni aratır cinsten. Mahir Bey, kasabaya adımını attığı ilk andan itibaren o dönem için büyük bir caka vesilesi olan Viyana eğitimini ve Almancasını herkesin gözüne sokar. Amacı bellidir: Kasaba eşrafı üzerinde entelektüel bir üstünlük kurmak. Kendini büyük şehirlerdeki parlak kariyerleri reddetmiş, memleketine hizmet aşkıyla yanıp tutuşan bir idealist gibi pazarlar. Ama bu parlak, batılı ve aydın maskesinin arkasını azıcık kazıdığınızda, karşınıza geleneksel beylerden çok daha tehlikeli, mülkiyet hırsıyla gözü dönmüş bir fırsatçı çıkar. Onun o çok güvendiği modern eğitimi, halka bakışındaki ilkel acımasızlığı zerre yumuşatmamıştır. Aksine, yönetim felsefesini tek bir cümleyle özetler: "Dünya öküzün boynuzunda değil, Türkiye sopanın boynuzunda durur." Ona göre bu halk ancak baskıyla, şiddetle zapturapt altına alınabilir. İki dakika başını boş bıraktın mı düzen bozulur. Yani aslında tepeden tırnağa antidemokratik, tepeden bakan ve otoriter bir zihniyetin ta kendisidir. Derviş Bey ya da Mustafa Bey gibi eski toprak sahiplerini memleketin ilerlemesine ayak bağı olan "habis urlar" olarak görür. Görünürde onların kan davalarını
Demirciler Çarşısı CinayetiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20193,336 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu kitapta iyi ve kötü yok. Sadece Adnan var.
Puan vermedi·576 syf.··
2026 11. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 02:24
Saat 02.30. Üç İstanbul bazı sebeplerden dolayı bitiririm diye düşündüğüm günden yaklaşık 5 gün sonra bitmiş bulunuyor. Şuan bu kitap ile tanıdığım karakterler, şahsiyetlerine ait elbiselerle karşımda ayakta duruyorlar, hepsini teker teker selamlayarak, yerlerine gönderirken bu kitap hakkında şunu söyleyebilirim; bu kitapta iyi birisi yok, bu kitapta kötü birisi yok, bu kitapta esasında Adnan var, vatanperver Adnan, kadın düşkünü Adnan, dalkavuk düşmanı Adnan, gururlu Adnan, yalancı Adnan, sadık Adnan, her fırsatta aldatmaya hazır Adnan. Adnan her an her yerde karşılaştığımız ya da bir yerlerde bizimle tanışmayı bekleyen Adnan. Adnan ile vatanın aciziyeti milletin hali haraplıgı hakkında uzun uzun namuslu sözlerle çok hakiki sohbetler edebilirsiniz fakat aynı Adnan sizinle ayrıldıktan hemen sonra eve diye yol aldığı bedenini en yakın arkadaşının karısının bedenine yapıştırı verirdi. Mustafa Kemal Paşa ve yol arkadaşlarının kahramanca mücadelesine birlikte övgüler düzüp, içinden bu kutlu yola çağırılmadığı için hırsla milli mücadelenin muvaffak olmasını istemezdi. Sonunda Adnan diğer bütün Adnanlar gibi öldü.... Önemli günlerde giymek için aldığı kalpağı tabutuna fesi pek eskimiş diye, konacak. Cenazesi ancak yedi kişi ile kaldırılacak. Karısı fotoğrafını uşağa yaksın diye verecekti. Bütün devirlerde Adnan, Adnan gibi ölür.
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Oğlak Yayıncılık · 20203,385 okunma
Puan vermedi·600 syf.··
2026 21. kitabı
sadece geçmişte yaşanmış bir savaşı anlatmıyor; bugünün modern dünyasında her şeyini satmaya hazır, güce biat eden sığ kalabalıkların yüzüne vurulmuş en ağır tarihi tokattır. Çiçi Han, esaret altındaki bir yaşamı, sarayların ipeğini ve sahte konforunu reddedip; "Bağımsızlık karakterimizdir" diyerek bozkırın ayazında ölüme yürüyen o ilk eğilmez iradenin çelikten hikayesidir. Kitabı okurken, "Çin'e bağlanalım, rahat yaşayalım" diyen korkak ve menfaatçi zihniyete karşı Çiçi Han’ın tek başına haykırdığı o asil yalnızlığı damarlarınızda hissediyorsunuz. Roman bize açıkça gösteriyor ki; geniş topraklara, unvanlara ve geçici rahatlığa sahip olmak için özgürlüğünü ve karakterini feda edenler, er ya da geç dalkavuk olmaya mahkûmdur. Çiçi Han ise saray bendesi olmaktansa, kendi vahşi hürriyetiyle bozkırda şerefiyle ölmeyi seçecek kadar tavizsizdir
Çiçi HanAhmet Haldun Terzioğlu · Kripto Basım Yayın · 2012508 okunma
Tekrar eden hata mı, yapı mı?
Puan vermedi·120 syf.·
2026 30. kitabı
İnsan neden sık sık kendini sabote eder? Freud'un Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İd metinleri soruya farklı yerlerden yaklaşan ve içsel denetim mekanizmamızı sorgulatan bir düşünce hatti çiziyor. “Haz İlkesinin Ötesinde” metninde Freud; algı-bilinç sistemi, savaş nevrozları ve metapsikolojik, cinsellik, sadizm, mazoşizm gibi konular üzerinden 'tekrar zorlantısı'nın temel kalıplarını çözümlemeye çalışıyor. Freud’un en çok üzerinde durduğu, metnin omurgası olan konu tekrarlama zorlantısı; metin boyunca farklı konulara değinse de şu soruyu sorduruyor: İnsan neden kendisine iyi gelmeyen şeyleri sürekli olarak tekrar eder? Freud bu durumu savaş travmaları, rüyalar, çocuk oyunları ( fort-da) v.b. modeller üzerinden inceliyor. Önce normal bir model kuruyor. Standart ve üstesinden gelebileceğimiz zihnin önceden kendini kaygıya hazırladığı süreç.Bu noktada 'Zihin, travmatik enerjiyi bağlayarak sistemi korur.' Diyor. Bu sağlıklı bir zihin yapısı. Ardından ağır travma modelleri ile sistemi çökertiyor. Freud'a göre bu durum haz ilkesinin mutlak egemenliğinin sarsıldığı ve yerini daha bir zorlantıya bıraktığı an başlıyor. Zihin şiddetli uyaran karşısında enerjiyi bağlanamıyor ve tekrarlanma zorlantısı devreye giriyor. Bilinçdışımızda çözümleyemediğimiz konular tekrar tekrar bilinç öncesine geçiyor. Freud’un mantığı şu aslında; Sistem hazırlıksız yakalandıysa, zihin sonradan o olayı tekrar ederek “bağlamaya” çalışır. Ve biz psikolojik bir yanılsamayla hayatımızdan tekrar eden döngüleri kader olarak nitelendiririz. Bu noktada Freud, haz ilkesinin ötesinde işleyen daha karanlık bir eğilimi, ölüm dürtüsünü (Thanatos) devreye sokuyor.Tekrarlar yalnızca kontrol çöküşüyle açıklanamayacak kadar şiddetli ve bilinçsiz. Şöyle düşünebiliriz; sürekli aynı hatayı yapıyorsun, aynı ilişkileri yaşayıp aynı
Psikoloji
Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İdSigmund Freud · Metis Yayıncılık · 20161,239 okunma
Kendime Notlar
9/10
·176 syf.·
2026 16. kitabı
Sadık Hidayet bazı edebiyat çevrelerince, “Modern İran romanının kurucusu , “Doğu’nun Kafka’sı” olarak da tanımlanır. Çok sayıda bürokrat ve bakan yetiştiren önemli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. 1951 yılında İslamcı radikal Fedaiyan-ı İslam örgütünce suikast sonucu öldürülen Hac-Ali Razmara da bu aileye mensuptur. Sadık Hidayet’in kız kardeşinin eşidir. Hidayet‘in büyük dedesi Rıza-Kuli Han Hidayet de Kacar döneminin önemli bürokrat ve yazarları arasındaydı. Rıza Han’ın (1925-1941) Avrupa’ya tahsil için gönderdiği başarılı öğrenciler arasında seçildi. Belçika’da mühendislik okudu, Fransa’da ise mimarlık ve ardından diş Hekimliği fakültelerine devam etti; ancak hepsini yarıda bıraktı. Bu dönemde, yirmi dört yaşındayken geçirdiği Ruhi bunalımlar sonucu Marne Nehri’ne atlayıp intihara kalkıştı ama kurtarıldı. Hidayet’in, ömrünün son yıllarında iki temel kuruma karşı eleştirilerinin dozunu artırdığı gözlemlenir: saltanat ve din adamları sınıfı. Söz konusu Sosyal politik eleştirilerinin en yoğun biçimde görülebildiği eserde Hacı Ağa’dır. Hem Doğu hem Batı etkisinde kalan Sadık Hidayet, eserlerini Farsçaya çevirdiği Anton Çehov ve Franz Kafka‘nın yanı sıra Edgar Allan Poe, Guy de Maupassant ve Dostoyeski’den de etkilenmiştir. Doğuda ise Ömer Hayyam’ı geçmişin en sevilen ve sözü en ölçülü şairi olarak kabul etmiştir. İlk kez 1945’te yayımlanan Hacı Ağa, Hidayet‘in mevcut toplum düzenine, din adamları sınıfına, kapital sisteme sert eleştiriler yönelttiği bir nevi toplumsal hicviyesidir ve başyapıtları arasında yer alır. Hacı Ağa, yaşı doksana varmış, çok eşli bir ihtiyardır. Oldukça zengindir ama yine bu nispette eli sıkıdır. Evinin taşlığında sabahtan akşama kadar oturur, türlü türlü adamlar ziyaretine gelir: siyasetçiler, bürokratlar, iş adamları kaçakçılar,
Hacı AğaSadık Hidayet · Karbon Kitaplar · 20202,883 okunma