‘Martin’de ise sert içki içme isteği yok olmuştu.Sayesinde daha derin sarhoşluklar yaşadığı yeni yöntemleri vardı artık:Onu aşkla, daha yüce ve edebi bir hayatın görüntüsüyle ateşleyen Ruth vardı.’
‘Hayalini kurduğu şey onun ruhuna sahip olmaktı,her türlü kalabalıktan azade,zihninde belirli bir biçime sokamadığı özgür bir ruh yoldaşlığıydı.Mantığı,duyguları tarafından gasp edilen genç,daha önce tanımadığı güçlü heyecanlarla sarsılıp titriyor,hislerin yücelerek manevi bir hale bürünüp hayatın zirvesinin ötesine taşındığı bir duyarlılık denizinde,hazlar içinde sürükleniyordu.’
‘İnsan kendi adını on kez üst üste söylediğinde bile yabancılaşıyordu da , doğumundan ölümüne kadar taşıdığı ‘ben’ bilincine , ya da ‘kendi’ damgasına niye yabançılaşmıyordu? Profesör bu konu üzerinde kafa yordukça , aslında bu yabancılaşmanın en derin anlamıyla yaşandığını kavradı.Herkes yabancılaşmıştı , yabancılaşıyordu.’