Yozo, insanlara güvenmeyen, ürken ve bu yüzden herkese karşı asıl kişiliğini bastırmış hatta hiç olmadığı bir kişiliği kendince model edinip asıl kişiliğini sır gibi saklamıştır. İşin aslına bakarsak insanlardan ziyade kadınlara karşı bir kini ve nefreti de "kadınların olmadığı bir dünyada yaşamak isterdim" dediği kısımda gözle görülebilir şekilde anlaşılıyor. Yaşadığı dünyada kendini dışlanmış ve uyumsuz hissettiği için olsa gerek soluğu fahişelerde alıyordu. Yozo anlaşılması zor bir karakter, empati besleyebildiğim kısımlar da oldu elbet. Bana kalırsa topluma karşı farkındalığı yüksekti çünkü kandince sahte ilişkiler ve duyguların realistliğini görebiliyordu. Topluma karşı hissizliğini gizliyordu ama hissizliği iliklerine kadar yaşıyordu. Empati kurabildiğim tek kısım hepimiz asıl hislerimizi perdeleyip, olduğu gibi değil de olması gerektiği gibi davranmadık ki? Yeterince dürüst olabilirseniz eğer herkesin içinde bir soytarı olduğunu itiraf edebiliriz. Anladığım kadarıyla yozonun soytarısının amacı asıl kişiliğini gizleyip, sevilmek ve saygı duyulmaktı. Her ne kadar kadınlar hakkındaki düşüncelerini anlamsız bulsam da haklı olduğu noktalar da vardı. Benim en çok hak verdiğim farkındalığı ise;
" Ah, insanlar birbirleri hakkında en temel şeyleri bile bilmiyorlar. Birbirlerini zerre anlamadan en iyi arkadaş olduklarını sanıyorlar. Yaptıkları hatayı asla anlamadan sürdürüyorlar yaşamlarını ve aralarından biri ölünce ardından konuşma yaparken ağlıyorlar."
Yozoyla empati kurup anlaşabildiğim duygular bunlar olabildi. Bunlar dışında bekaretinin büyüsüne kapılıp genç bir kızla evlenince uyum sağlayıp normal bir hayata sahip olmaya karar verdi ve bir anlığına (acaba gerçekten düzelecek mi??) kafa karışıklığı yaşadım fakat yozo çokta şaşırtmadı. Çok sürmeden yeniden horiki