Kadehler tokuştu, kısa bir çınlamayla. Selda bir yudum aldı rakısından, tedirgin oldu. Az iç. Kafayı bulursun sonra. Bulayım! Bir kere de cesaret edeyim rezil olmaya. İçinde bir an diklenen cesaret hemen yatıştı, elindeki kadehi masaya bıraktı. Sen gene de az iç.
Sorun buydu. Suyu berraklaştırmaya çalışırken bulandırmak. Herkes arıyor, ama daha karışık, daha aykırı, daha bulanık şeyler buluyor, aradığından uzağa düşüyordu.
“[Ama ben yalnızca üç perdede oynadım, beşinde değil!]
Doğru söylüyorsun ama yaşamda üç perde bütün oyun anlamına gelebilir. Çünkü her şeyin sonunu belirleyen, seni vaktiyle bir araya getiren ve şimdi de çözülmenden sorumlu olan şeydir. Her ikisinden de sen sorumlu değilsin. Bu yüzden zerafetle ayrıl sahneden, zira seni sahneden alanda da var aynı zarafet.”
Diyerek noktalıyor kitabını yazarımız. Tanrı inancı, her durumda sahici bakış açısı ve dili gerçekten çok akıcıydı. Gerçekten bir seri olsa keşke hiç bitmese dediğim nadir eserler arasında yerini aldı. Belki en çok alıntı yaptığım, satırlarında kendimi bulduğum kitap olabilir; elimden gelse tüm sayfaların altını çizerdim :) Çok sevdim diyebilirim. Mümkünse şiddetle tavsiye! #başucumdakiler