Canım çekiyor diye öpemem seni güzel çocuk!
Canım çekiyor diye giremem sana deniz, göğsüm zayıftır; doktor yasağı. Canim çekiyor diye bir vapura binip Haydarpasa'ya, oradan tabana kuvvet Van'a kadar gidemem.
Bende birçok insan gibi Youtube dolayısıyla tanıyorum Başak Kablan'ı. Uzun bir süredir çok severek takip ediyorum, hatta bazı konularda onunla birlikte aydınlanma yaşıyorum da diyebilirim. Kitabı bir günde sıkılmadan okuyarak bitirdim, çünkü dinlerken ve izlerken ortak birçok özelliğimizin olduğu bu kadının neler yazdığını merak ediyordum. Acaba videolarında söylediğinden farklı birşey okuyabilecekmiyim diye bir çırpıda bitirdim. Açıkçası videolarını izleyen biri kitabın büyük bir bölümüne zaten hakim olacaktır diye düşünüyorum, okuduğum birçok şeyi zaten dinlemiştim. Ama özellikle Anadoluyu, Anadolu insanını tasvir ettiği bölümü gözümde biraz yaş, boğazımda bir düğümle okudum. Üzüldüğüm için mi, kıskandığım için mi, aksi olsun istediğim icin mi ya da gerçekler canımı sıktığı için mi bilmiyorum ama beni bir hayli etkiledi. Ve tabi ki benim hayatımı ciddi anlamda etkileyen sürekli mızmızlanıp kendime acımama neden olan "Okuduğum, izlediğim bir şey hakkında konuşacak kimsen yoksa ne anlamı var ki?" cümlesini başka birinin dilinden kaleminden okumak beni bu noktada yalnız hissettirmediği için sevindim. Babamı kaybetmedim, arkadaşlarım var yeterince yalnız sayılmam (ya da öyle sanıyorum bilmiyorum) ama bilirsiniz işte herşey herkesle konusulmuyor. Her neyse sizde acısını sevincini uçlarda yasayan, tatmin olmayan, hayalperest ve kafasınde sürekli sorular dolanan biriyseniz Başak Kablan'da kendinizden izler bulabilirsiniz diye düşünüyorum, iyiki yazmış.