Türk Dil Kurumu tarafından ödüllendirilen yazısında Yusuf Yanç diyor ki;
"Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?
Tanıtımın demo, sunucunun spiker, gösteri adamının showmen, radyo sunucusunun diskjokey, hanım ağanın firstlady olduğuna şaşıranınız var mı?
Dükkanın store, bakkalın market, torbanın poşet, mağazanın süper, hiper, gross market, ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?
İlan tahtasını bilboard, sayı tablosunun skorboard, bilgi alışına brifing, bildirgenin deklarasyon, merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?
Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı, beldelerin girişinde welcome, çıkışında goodbye okuyanınız var mı?
Korumanın, muhafızın body guard, sanat ve meslek pirlerinin duayen, itibarın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı?
Sekinin, alanın platform, merkezin center, büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final, özlemin hasretin, nostalji olduğunu öğreneniniz var mı?
İşhanımızı plaza, bedestenimizi galeria, sergi yerlerimizi center room, show room, büyük şehirlerimizi mega kent diye gezeniniz var mı?
Yol üstü lokantamızın fast food, yemek çeşitlerimizin menü, hesabını adisyon diye ödeyeniniz var mı?
İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evinizi tripleks, köşklerimizi villa, eşiğimizi antre, bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?
Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik, vurguncunun spekülatör, eşkiyanın mafya, desteğe, bilemediniz koltuk çıkmaya sponsorluk diyeniniz var mı?
Mesireyi, kır gezisini picnic, bilgisayarı computer, hava yastığını air bag, eh pek olasıcalar, oluru, pekäläys okey diye konuşanınız var mı?
Çarpıcı, önemli haberler flaş haber, yaşa, varol sevinçleri oley oley, yıldızları star diye seyredeniniz var mı?
Virvirik dağının tepesindeki köyde cafe show levhasının altında acının da acısı